Dün gece mübarek kabul edilen Mi’rac Kandili/Gecesi idi.
Bugün de bir başka mübarek kabul edilen cumadır değil mi değerli okurlarım?
Öyleyse her iki özel vaktimiz de mübarek olsun, kutlu olsun. Hem Türk Milletimiz için hem de İslâm âlemi için, hem de çoktandır huzursuz olan dünyamız için…
Mİ’RAC kelimesi, “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki urûc kökünden türemiş olan mi‘râc kelimesi “yukarı çıkma vasıtası, merdiven” demektir. Terim olarak Hz. Peygamber’in göğe yükselişini ve Allah katına çıkışını ifade eder.
Mi’rac, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in bir gece Mescid-i Aksâ’ya, oradan da semaya kadar olan yolculuğudur.
Âlimlerce bu yolculuğun sonunda Peygamber’in Allah’a yaklaşması mekân ve mesafe kavramlarıyla değil Resûl-i Ekrem’in derece ve makamının yükselmesi, duasının kabulü ve çeşitli nimetlere mazhar kılınmasıyla açıklanmaktadır.
Mi‘rac sadece Resûlullah’ın müşahedesi olup Kur’an ve hadisin haber vermesiyle bilinmektedir. Yâni insanlar tarafından müşahade edilen bir vaka değildir.
Peygamberimizin Mi’rac ile bizlere armağan olarak getirdiği namaz da müminin Mi‘racı olarak değerlendirilmektedir.
Şimdi tam da bu noktada dikkâtlerinizi Mi’rac konusuna çekmek istiyorum değerli okurlarım…
Mi’rac, peygamberimiz Hz. Muhammed’in bizzat şahsında yaşadığı bir vakıadır ki Kur’an haber vermese, Hz. Muhammed söz etmese haberimizin olmayacağı bir vakıadır. Oysa insan olarak bizlerin mi’racı olan günde beş vakit kıldığımız namazımız beş vakitte de ezanlarla duyurusu yapılan ve toplu kılındığında, tek kılmaya göre sevabının katlamalı olduğu topluma açık bir ibadetimizdir.
Namaz öyle bir ibadet ki, Allah’ın huzurunda Allah’la irtibatımızın kurulduğu özel bir buluşma ânı olarak kabul edilmelidir.
Sade insan kimliğimizle bir kaymakam, bir vali, bir bakan, haydi ömrümüzde bir kere bile olsa Cumhurbaşkanı ile buluşacak olsak bizdeki heyecana sınır olur mu, kalp atışlarımız durdurulabilir mi acaba?
Kur’anın beyanına göre, insanlık tarihi boyunca bütün semavi dinlerde namaz vardır.
Namaz kelimesi dilimize Farsçadan girmiştir. Arapçası ise “salât”tır. Kelimesinin çoğulu salavâttır. Farsça’da namaz, “tâzim için eğilmek, kulluk, ibadet” anlamına gelirken, sözlükte “dua etmek, ibadet etmek, bağışlanma dilemek, yalvarmak” mânâlarındadır.
İşte biz insanlar namaz kılmakla Allah’tan af dilemekte, bağışlanma istemekte ve bunların gerçekleşmesi için bir anlamda Allah’a yalvarmaktayız…
Bu noktada insan şunu düşünmeden edemiyor: Hrıstiyanlarda günahkâr kişiler kiliseye gitmekte günahlarını papaza itiraf etmekte/anlatmakta sonuçta da af için kiliseye ne kadar bağış yaparsa bağışının yüksekliğine göre af edilmeyi beklemektedir: Kimden? Tabii ki papazdan yani sonuçta insandan…
Halbuki biz Müslümanlar aynı tövbeyi namaz kılma anında aracısız bir şekilde doğrudan Allah’ta yalvarmakta ve affımızı Allah’tan istemekteyiz…
İnsan düşünüyor da ne kadar insani bir durum ve ne kadar insanın özelinin korunduğu ve kalbiyle, gönlüyle, ruhuyla Allah’ıyla bir sırrını paylaştığı ve huzur bulduğu bir sırlı buluşmadır namaz…
Keşke bu olgu ve oluşum sık sık anlatılsa da Müslümanlara namazı gerçek mânâsıyla kılabilsek… Hele hele günde beş vakit Allah’ın huzurunda olduğumuz duygusunu hissedebilsek… İşte o zaman gerçek anlamıyla biz de Mi’racımızı yaşamış oluruz diye düşünüyorum değerli okurlarım.
Bu duygularla tekraren Mi’rac Kandilinizi kutluyorum…
Kalben hissettiğiniz güzel duygu ve düşüncelerinizin bu gecenin hürmetine bir dua olarak kabul edilmesini diliyorum.
KARŞI/YAKA’DAN… SEVGİLERİMLE

Yorumlar
Kalan Karakter: