İran, kültürüyle, sanatıyla ve şâirleriyle kadim medeniyetler ülkesi!..
Sorarım sizlere ABD 1492 öncesinde var mıydı? Yoktu elbette…
Fakat 1492’den çok önceleri İran vardı. Ör: Bostan ve Gülistan, 1257 yılında tamamlanan, manzum (şiir) şeklinde yazılmış ahlak ve eğitim kitabıdır. Yazarı da İran’ın meşhur şairlerinden Sadî-i Şîrâzî'dir.
Şiraz’ın yetiştirdiği bir diğer ünlü şâir de 14. Yüzyılda yaşamış olan, Hâfız-ı Şirâzî’dir… Hâfız Divânı ile bilinir bizim kültür dünyamızda.
Bugün köşemde İran’dan söz etmek isterken Anadolu Ajansı’nın 1 Nisan 2026 tarihinde “İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD halkına hitaben açık bir mektup yayımlayarak, İran halkının, Amerika, Avrupa ve komşu ülkeler de dahil olmak üzere hiçbir millete karşı düşmanlık beslemediğini söyledi.”sözleriyle yayınladığı “Pezeşkiyan'ın Mektubu”ndan alıntılarla sürdürmek istiyorum yazımı:
“PEZEŞKİYAN'IN MEKTUBU’NDAN ALINTILAR”
“”” Amerika Birleşik Devletleri halkına ve çarpıtılmış gerçekler ile uydurulmuş anlatılar selinin ortasında gerçeği aramaya ve daha iyi bir hayata özlem duymaya devam eden herkese...
İran, bu ismi, karakteri ve kimliğiyle insanlık tarihinin en eski kesintisiz medeniyetlerinden biridir. Tarihsel ve coğrafi avantajlarına rağmen, İran modern tarihinde hiçbir zaman saldırganlık, yayılmacılık, sömürgecilik veya egemenlik yolunu seçmemiştir. İşgale, istilaya ve küresel güçlerin sürekli baskısına maruz kalmasına ve birçok komşusuna karşı askeri üstünlüğe sahip olmasına rağmen, İran hiçbir zaman savaş başlatmamıştır.
Yine de, kendisine saldıranları kararlılıkla ve cesurca püskürtmüştür.
……..
Bu nedenle, İran'ı bir tehdit olarak göstermek ne tarihsel gerçeklikle ne de günümüzdeki gözlemlenebilir gerçeklerle tutarlıdır. Bu algı, güçlülerin siyasi ve ekonomik kaprislerinin bir ürünüdür; baskıyı haklı çıkarmak, askeri üstünlüğü korumak, silah endüstrisini sürdürmek ve stratejik pazarları kontrol etmek için bir düşman yaratma ihtiyacından kaynaklanır. Böyle bir ortamda, eğer bir tehdit yoksa, icat edilir.
Aynı çerçevede, Amerika Birleşik Devletleri, en azından ABD'nin kuruluşundan bu yana hiçbir zaman savaş başlatmamış bir ülke olan İran çevresinde güçlerinin, üslerinin ve askeri kapasitesinin en büyük sayısını yoğunlaştırmıştır. Bu üslerden başlatılan son Amerikan saldırıları, böyle bir askeri varlığın ne kadar tehdit edici olduğunu göstermiştir. Doğal olarak, bu koşullarla karşı karşıya kalan hiçbir ülke savunma kapasitesini güçlendirmekten vazgeçmez. İran'ın yaptığı ve yapmaya devam ettiği şey, meşru öz savunmaya dayalı ölçülü bir yanıttır ve hiçbir şekilde savaş veya saldırganlık başlatma anlamına gelmez.
İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler başlangıçta düşmanca değildi ve İran ve Amerikan halkları arasındaki ilk etkileşimler düşmanlık veya darbe girişimiyle (1953'teki yasadışı Amerikan gerilimi) lekelenmemişti. Ancak dönüm noktası, İran'ın kendi kaynaklarının millileştirilmesini engellemeyi amaçlayan müdahale oldu.
……..
Ancak tüm bu baskılar İran'ı zayıflatmayı başaramadı. Aksine, ülke İslam Devrimi'nden önce birçok alanda daha da güçlendi: okuryazarlık oranları yaklaşık üç katına çıktı; yükseköğretim önemli ölçüde genişledi; modern teknolojide önemli ilerlemeler kaydedildi; sağlık hizmetleri iyileşti; ve altyapı geçmişle kıyaslanamayacak bir hız ve ölçekte gelişti.
…...
Aynı zamanda, yaptırımların, savaşın ve saldırganlığın yıkıcı ve insanlık dışı etkileri de söz konusudur.
……
Bu durum temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bu savaş Amerikan halkının hangi çıkarlarına gerçekten hizmet ediyor? Bu tür davranışları haklı çıkaracak İran'dan gelen objektif bir tehdit var mıydı? Masum çocukların katledilmesi, kanser tedavisi ilaç tesislerinin imha edilmesi veya bir ülkeyi "taş devrine geri döndürmekle" övünmek, Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel konumuna daha fazla zarar vermekten başka bir amaca hizmet ediyor mu?
……
İran'ın enerji ve sanayi tesisleri de dahil olmak üzere hayati altyapısına saldırmak, doğrudan İran halkını hedef almaktadır. Savaş suçu teşkil etmesinin ötesinde, bu tür eylemlerin sonuçları İran sınırlarının çok ötesine uzanmaktadır. İstikrarsızlık yaratır, insani ve ekonomik maliyetleri artırır ve gerilim döngülerini sürdürerek yıllarca sürecek bir kızgınlık tohumu eker. Bu bir güç gösterisi değil; stratejik bir şaşkınlığın ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşamamanın işaretidir.
Amerika'nın bu saldırganlığa İsrail'in vekili olarak, o rejimin etkisi ve manipülasyonu altında girdiği de doğru değil mi? İsrail'in, İran tehdidini uydurarak, Filistinlilere karşı işlediği suçlardan küresel dikkati başka yöne çekmeye çalıştığı doğru değil mi? İsrail'in artık İran'la son Amerikan askerine ve son Amerikan vergi mükellefinin parasına kadar savaşmayı hedeflediği açık değil mi?
Bu yanılsamaların yükünü İran'a, bölgeye ve Amerika Birleşik Devletleri'nin kendisine, "gayrimeşru çıkarlar peşinde" yüklemek.
"Önce Amerika" gerçekten de bugün ABD hükümetinin öncelikleri arasında mı?
……
Bugün dünya bir yol ayrımında. Çatışma yolunda devam etmek her zamankinden daha maliyetli ve sonuçsuz. Çatışma ve diyalog arasındaki seçim hem gerçek hem de önemli; sonucu gelecek nesillerin geleceğini şekillendirecek. Binlerce yıllık gururlu tarihi boyunca İran birçok saldırgana karşı direndi. Onlardan geriye sadece tarihte lekelenmiş isimler kaldı, İran ise dirençli, onurlu ve gururlu bir şekilde varlığını sürdürüyor.
MESUD PEZEŞKİYAN İRAN CUMHURBAŞKANI
Not :
Mesud Pezeşkiyan, Tebriz Tıp Bilimleri Üniversitesi'nden mezun olmuş bir kalp cerrahisi uzmanıdır. 1985'te pratisyen hekimlik eğitimini tamamlayan Pezeşkiyan, daha sonra genel cerrahi ihtisası yapmış ve 1993 yılında İran Tıp Bilimleri Üniversitesi'nden kalp cerrahisi yan dal uzmanlığını almıştır. “””
Evet… Bir yanda kadîm medeniyete sahip olan İran devleti, öbür yanda 1492 ile varlığından haberdâr olunan bir kıtaya sömürgeci ve soykırımcı olarak giden sözüm ona medenî Batının sömürgeci çocuklarının yerli halkı yok ettikten sonra , 4 Temmuz 1776'da Britanya İmparatorluğu'na bağlı 13 koloninin bağımsızlığını ilan etmesiyle kurulmuştur. Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan Bağımsızlık Bildirgesi ile resmileşen bu süreç, 1783'teki Paris Antlaşması ile uluslararası alanda tanınmış olan 250 yıllık bir devlettir.
Dileğimiz, Trump’un içinde gizlediği Hitlervari duygularını doğru yönetir ve daha fazla kan ve gözyaşı dökülmeden noktalanır…
İnsanoğlu her zamankinden daha fazla savaşın genişleme tehdidi ile yüz yüze bir dönemi yaşarken umutlar yine de barıştan yanadır…
KARŞI/YAKA’DAN…. SEVGİLERİMLE…

Yorumlar
Kalan Karakter: