Bilgisayar ve cep telefonlarının hayatımıza girmesiyle birlikte sanal dünyada cuma günleri vesile kılınarak ülke genelinde cumalaşma mesajlarının çokça gönderildiği bir zaman dilimi yaşıyoruz değerli okurlarım…
Peki neden bu kadar yaygınlaştı mesajlar? Mesajlaşmalar neyi ifade ediyor ve insanlar neden bu konuyu gündemlerinde canlı olarak yaşatıyorlar?
Her şeyden önce Müslüman bir ülkedeyiz değerli okurlarım. İnsanlarımızın çoğunluğu beş vakit namazlarını kılamasalar bile özellikle haftada bir gün olsun Cuma namazına gitmeye çalışır… Bunu da yapamıyorsa Cuma mesajları ile güne dair uhrevî havadan nasiplenmeye çalışır.
Cuma günü, Müslümanlar için haftanın bayramı kabul edilen, duaların kabul olduğu, günahların affedilmesine vesile olan ve üzerine güneş doğan en hayırlı gün olarak müjdelenen faziletli bir ibadet vakti olarak kabul edildiği için önem verilir Cuma gününe…
Cuma gününün faziletlerine dâir peygamberimizin hadisleri:
“Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur. ”
“Cuma gününde bir zaman vardır ki şayet bir Müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah’tan bir şey isterse, Allah ona dileğini mutlaka verir”
. “Cuma günü öyle bir an vardır ki kul o anda Allah’tan bir şey dilerse Allah mutlaka ona o isteğini verir.”
Daha yakın zamanlara kadar, özellikle Ahilik kültürünün esintisinden de olsa nasiplenen esnaflarımız sabah namazını cemaatle mahalle cam,s,nde kılar. Namza bitişinde namaza gelenlerle cumalaşır, sonrasında evine gitmez doğrudan iş yerine giderek dikkânını açardı. Nasiplerin erkenden dağıtıldığı inancından kaynaklı bu davranışın devamında dükkânının önünü süpürür, komşu esnaflarla cumalaşır ve güne yüksek bir moralle başlamış olurdu.
Hattâ, çay demleyen esnaf komşularını çağırır, simit/gevrek peynir ikramıyla güne neşe içerisinde başlanır idi.
Benim ilçem olan Denizli’nin Güney ilçesinde 197’li yıllarda bile kadınlar da kapı önlerine çıkarak birbiriyle salavatlaşır, yaşça küçük olanlar büyüklerinin ellerinden öperek cumalaşırlardı.
Bu vesileyle ben de değerli okurlarımın Cuma güzelliğinden nasşiplenen kullardan olması dileğiyle saygı, sevgi ve selamlarımla noktalamak istiyorum yazımı:
KARŞI/YAKA’DAN… SEVGİLERİMLE…
BİLGİ NOTU:
İslâm tarihinde ilk cumanın “Rânûnâ Vâdisi”nde Hz. Muhammed tarafından kıldırıldığı ve ilk hutbesinde de şunları buyurduğu anlatılır:
Ey insanlar!
Ölmeden önce tevbe edin; fırsat elde iken sâlih ameller işlemeye bakın! Gizli-açık bolca sadaka vermek ve Allâh’ı çok çok zikretmekle Rabbinizle aranızı düzeltin! Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz.
Biliniz ki Allâh, bu yılınızın bu ayında, bu yerde size kıyâmete kadar «cuma namazı»nı farz kılmıştır. Âdil olsun-olmasın, başında bir imâm varken benim sağlığımda veya benden sonra her kim hafife alarak veya inkâr ederek bu namazı bırakırsa, onun iki yakası bir araya gelmesin! Ve Allâh, onun işlerini başarıya ulaştırmasın! O kimsenin başka namazı yoktur; tevbe edenler müstesnâ... Çünkü kim tevbe ederse, Allâh onun tevbesini kabûl eder
“Ey insanlar!
Sağlığınızda âhiretiniz için hazırlık yapınız!
Muhakkak her biriniz ölecek ve sürüsünü çobansız bırakacaktır. Sonra Allâh, ona tercümansız ve vâsıtasız olarak diyecek ki: «Benim Rasûlüm gelip de size emirlerimi bildirmedi mi? Ben sana mal-mülk verdim, pek çok iyiliklerde, ihsanlarda bulundum; sen kendin için ne getirdin?»
Bu suâl ile karşılaşan herkes, sağa-sola bakacak bir şey göremeyecek, önüne baktığı zaman cehennemi görecek...
O hâlde uyanınız! Kim yarım hurma ile dahî ateşten korunmaya muktedirse, onu yapsın! Kim ki o yarım hurmayı bulamazsa, bâri tatlı bir söz söyleyerek iyilik etmeye çalışsın! Çünkü bir iyiliğe on mislinden yedi yüz misline kadar sevap verilir.
Allâh’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!”
(İbn-i Hişâm, I, 118-119, Beyhakî, Delâil, II, 524)
Yorumlar
Kalan Karakter: