Her şeyden önce şunu dile getirmeliyim ki insan da doğal hayatın içerisinde diğer canlılardan bir canlıdır…
İnsan da diğer canlılar gibi, yer içer, gelişir, büyür, ürer çoğalır yaşlanır ve bir gün gelir ölür.
Her canlının tabi olduğu doğa kanununa insan da tabidir ve bu konuda herhangi bir ayrıcalığı yoktur. Konuya doğal bir süreç olarak bakanlar için: Topraktan geldik toprağa dönüyoruz. İnanç merkezli bakalar için ise: “Allah’tan geldik Allah’a dönüyoruz!..”
İnsanı diğer canlılardan ayıran yanı nedir denirse cevabımız şöyle olur:
**Öncelikle bilgi biriktirme ve işlem yapma gücüyle eşya yapma becerisini sergiliyor olmasıdır. Bu özellik çok dar alanda diğer canlılarda da vardır: Arılar petek yaparken, kuşlar yuva yaparlar, kunduz da akarsu üzerinde kendi barınağını yapar. Ancak bunlar canlıların doğal varlıklarını sürdürmeyle sınırlıdır.
İnsan oğlunun tekerlikten taşıtlara ve uçağa, ateş yakma becerisinden modern fırınlara vb her konuda sergilediği araç ve gereç yapabilme becerisi vb.
**İnsanı diğer canlılardan ayıran bir diğer temel özelliği de inanma duygusudur. Bu noktadan hareketle zaman içerisinde geliştirdiği inanışlar ve muhatap kılındığı dini inançlardır…
Hz. Adem’den başlayarak Kur’an’da adı geçen 28 peygamberin yanında adını bilemediğimiz her inancın sahabileri, mürşidleri, dervişleri, misyonerleri ve inanç taşıyıcılarının hepsinin de değişmeyen gayeleri insanları sahip oldukları kendi inançlarıyla buluşturmak olmuştur.
Bu süreç putlarla somutlaştırılan çok ilahlı bir inanç sisteminden Semâvî Dinler dediğimiz peygamberli dinlerle birlikte Tek Tanrı inancına gelene kadar sürmüştür.
Nitekim günümüzde Budizm inancının bir peygamberi olmamasına rağmen neredeyse bir milyarın üzerinde insan tarafından Buda’nın öğretileri yaşanmakta ve yaşatılmaktadır.
Her türlü inanç sisteminde insanın iç dünyasında hesap vereceği bir üst makam vardır. İşte insanı denetleyen güç te budur: Birilerine kötülük yapmaktan, güçsüzlere haksızlık yapmaktan alıkoyan güç insanın içindeki inançlarından kaynaklanmaktadır.
İyilik yapmak, düşkünleri kaldırmak, hayır yapmak vb karşılıksız insan ya da toplum için bir şeyler yapmanın gerisinde inanma duygusu vardır.
Haçlı ordularını Avrupa’dan Anadolu’ya sevk ettiren gücün kaynağında da işlerindeki inanç değerleri vardır: Türk Milleti’nde var olan vatanı için şehit düşme arzusunun gerisinde de gönlündeki inanç duyguları vardır.
İnsanı başka insanlara karşı ölçülü ve saygılı davranmaya sevk eden gücün kaynağı da yüreğinde taşıdığı inançlarıdır.
Peki bu inançlar kaybolursa ne olur?
Kur’an’da açıkça haber verilen LUT KAVMİ olur…
Günümüzde de kaç günlerdir EPSTEİN ucubesiyle dünya medyası, ABD kaynaklı modern çağın sapkınlıkları ile meşgul edilmektedir. Ona bulaştı, buna bulaşmadı, şuna bulaştı mı, ötekine bulaşmadı mı? Şeklinde sayısız sorular ülke yönetimlerini bile sarsar konuma gelmektedir…
İşte tam da bu noktada samimi inanma duygusunun insan ve toplum için ne kadar önemli bir değer olduğu gerçeğiyle yüzleşmekteyiz.
İnsanın gönlünden, kalbinden, içinden inanma duygusunu aldığınızda yapamayacağı sapkınlık olmadığı gibi engelleme imkânı da yoktur. Çünki zeki bir varlık olduğu için insan yapmayı planladığı her türlü çirkinliği örtmesini becermekte, gerçek ortaya çıkıncaya kadar çok sayıda insanın da canı yanmaktadır.
İnsan sözün burasında ister istemez ahilik kültürünü hatırlıyor. Hani Ahi için, içindeki Allah sevgisini vicdanında kendisi için polis ya da zabıta eyleyen insandır denilmesi de boşuna değildir…
Dünya genelinde insanlığa mutlak barışı ve huzuru getirecek olan bir değer aranıyorsa o da ülkeleri yönetenlerin vicdanlarında Tanrı inancının barış ve sevgi yanını sağlam bir şekilde yaşamaları ve paylaşma duygusunu yaşatmaları gerekmektedir…
İnsan bu noktada, ömrünün önemli bir bölümü cephelerde geçmiş olan Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra “Yurtta sulh, cihânda sulh!..”söyleyişinin ne kadar önemli ve yerinde olduğunu…
Demek ki inançsız olmuyormuş!..
KARŞI/YAKA’DAN….. SEVGİLERİMLE…
Yorumlar
Kalan Karakter: