Bugün 29 Ağustos, yarın 30 Ağustos 2025 ZAFER BAYRAMI!..
Sosyal medyada dikkatimi çeken bir paylaşım vardı: 26 Ağustos 1071 ile 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’u anlatan…
Bilindiği üzere 26 Ağustos 1071 Türk Milleti olarak bu topraklara en son gelişimiz ve Malazgit kapısından Anadolu’ya en son girişimizdir…En önceki ya da ilk geliş tarihimizi soracak olursanız MÖ beş bin yıl önceden bu topraklara geldiğimizin oldukça da bol malzemesi ortaya konmuştur son yıllarda.
İlk gelişimizin belgeleri TRT AVAZ’da sıkça yayınlanan “Taş Mektuplar” adıyla takdim edilen Tamgalardır ki bu konuda merhum Servet Somuncuoğlu ile Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın gayretlerini burada saygıyla anmak gerekiyor. İşte GELDİK sözüyle kast edilen tam da bunlardır.
26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’u ifade eden GİTMEDİK sözü ise, Gazi Mustafa Kemal Paşa komutasında başlatılan Millî Mücadelenin ifadesi olan İstiklâl Harbi’mizin bir dönüm noktasının ifadesidir. Şöyle ki: 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla başlayan sürecin ardı ardına kazanılan İnönü Savaşları ve Sakarya Meydan Muharebesi’nin devamında yaşanan sondan bir önceki bir büyük zaferin ve düşmanın püskürtülmesidir.
Şimdi ben de buradan aldığım ilhamla GELDİLER – GÖNDERDİK diyorum Millî Mücadele döneminde olana bitene…
15 Mayıs 1919 Yunan Ordularının kendilerini destekleyen ve besleyen Yedi Düvel adına güzel İzmir’imize GELDİLER-gelmişler ve ayak basmışlardı. Kendilerine ilk kurşunu atan Gazeteci Hasan Tahsin’i şehit etmişler devamında da binlerce insanımızı katletmişlerdi… Sonrasında gün be gün işgal ederek Büyük Menderes Vadisi ile Gediz Vadisindeki yerleşim yerlerinden başlayarak Afyonkarahisar, Bursa, Eskişehir derken Polatlı önlerine kadar ilerlemişlerdi…
30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kazanılan Büyük Zafer ile başlatılan kovalamanın sonunda 9 Eylül 1922’de İzmir’de denize döktüğümüzde GÖNDERDİK demiş oluyorduk dünyaya karşı…
Bu noktada şu anlayışta buluşmak mecburiyetindeyiz:
Milletlerin tarihi bir bütündür!..
Bunu, binlerce kilometrelik Amazon, Mississipi, Nil, Tuna, Fırat ve Dicle gibi ya nehirlerin bütünlüğüne ya da ulu ağaçların konumuna benzetebiliriz…
Sekiz yüz, dokuz yüz yaşındaki ulu ağaçlar nasıl ki toprağın içerisindeki kökleriyle, gövdesiyle ve uzaktan bakıldığında görkemli dallarıyla bir bütünse, milletlerin tarihi de ulu ağaçların konumuna benzer…
Türk milletinin tarihi 29 Ekim 1923 ile başlamaz: Türk milleti 100 yıllık bir millet değildir… 29 Ekim 1923, Gazi Mustafa Kemal önderliğinde kurulan son Türk devletimiz olan Türkiye Cumhuriyetimizin doğum tarihidir; devlet olarak dünyaya resmen ilan edildiği gündür…
Türk milletinin yüz yıl öncesini reddedenler ya da görmezden gelenlerin konumunu ulu ağaçlara bakıp da “Bu ağaç sadece dallarından ibaret, ya da bu nehir sadece bizim sınırlarımızın içindeki nehirdir. Ötesi beni ilgilendirmez!..“ diyenlerin konumuna benzetebilirsiniz…
Tarihte kurulan ilk Türk Devleti olan Asya Hunları ile devamındaki Göktürkler, Kutluklar, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklu Devleti de bizimdir, Büyük Selçuklu Devleti’nin dağılmasıyla, Sultan Alpaslan komutasındaki Türk Ordusunun 26 Ağustos 1071’de Malazgirt’te Bizans ordusunu yenmesiyle kurulan Anadolu Selçuklu Devleti de bizimdir.
Bu devletin yıkılmasıyla Anadolu’da kurulan Anadolu Beylikleri de bizimdir;
1299’da Söğüt’te bir beylik olarak kurulduğu halde kısa sürede büyüyerek, Asya, Avrupa ve Afrika’da egemenlik kurup Akdeniz’i bir Türk gölüne çeviren Osmanlı Devletimiz de bizimdir…
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesinin ardından yaşanan olayalar zinciriyle 29 Ekim 1923’te bağımsızlığı dünyaya ilan edilerek kavuştuğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz de bizimdir…
Vatan, devlet, millet, bayrak sevgileri bir şuurun göstergesidir… Bu şuurun da daha aileden başlayarak Millî Eğitim sürecinde verilmesi ve tamamlanması gerekir. Bu konudaki farklı söylemler ne yazık ki Türk tarihine bakışta faklı yaklaşımları da ortaya koymaktadır.
Bu bakışın kaynağında Batı dünyasının 20 Yüz yıl başında ulus devletler yapılanmasındaki görünürde geçmişi reddetme hastalığının bizdeki yansıması olarak görürüm ben. Çünkü Batı dünyasının kültür genlerini besleyen ana damarlar olarak Antik Yunan + Roma ile Hrıstiyanlık inancıdır.
Böyle olmasaydı ABD, İsrail’in kökenleri Tevrat’a varan “Arz-ı Mevud” anlayışını desteklemezdi. İsrail’in Filistin halkına yaptığı zulme destek olmazdı.
Batı dünyasının geçmişte İngiltere öncülüğünde “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” anlayışıyla oluşturduğu dünyaya hakim olma anlayışının bayraktarlığını günümüzde ABD üstlenmezdi…
Bu yapılanma içerisinde en büyük zararı gören devletin Osmanlı Devleti, en büyük sıkıntıları yaşayan milletin de Türk milleti olduğu gerçeğini unutmadan tarihe bir bütün olarak bakmamız gerektiğini hatırlatmak isterim değerli okurlarım… Dünyada milletler tarihinde değişmeyen gerçek şudur: “Başka devletlerim merhametine sığınarak devlet olamazsınız!..” olursanız da Vatikan gibi, Lihtenştayn gibi, İsviçre vb gibi yapay devlet olursunuz…
Yahya Kemal Beyatlı “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirinde
…….
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
……
Derken Türk tarihine en azından Malazgirt’le başlayan Anadolu merkezli bin yıllık bir kapsama alanına taşır…
Tarihte bilinen ilk düzenli ordu birliklerinin Büyük Hun İmparatoru Mete Han tarafından MÖ 209 yılında kurulmuş olduğu bilinmektedir.
Bu tarih aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerinin temelini oluşturan Kara Kuvvetlerinin de kuruluş tarihi olarak kabul edilmekte ve kutlanmakta; Türk Silahlı Kuvvetlerinin kuruluşu bile 2234 yıl önce olduğu resmen kabul edilmektedir.
ATATÜRK, “Türk nedir?” sorusuna şu cevabı verir:
“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı.
O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.””
ATATÜRK’ün böyle dediği yerde ben susarım ve sözün karşısında saygıyla eğilirim…
KARŞI/YAKA’DAN… SEVGİLERİMLE…
Yorumlar
Kalan Karakter: