Şerif KUTLUDAĞ

Şerif KUTLUDAĞ

KARŞI/YAKA'DAN
[email protected]

TÜRKÇE YILI PANELİ "YUNUS EMRE VE TÜRKÇE"

17 Aralık 2021 - 09:05


              “YUNUS EMRE VE TÜRKÇE”
           (Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü)
16 Aralık 2021   Günlerden Perşembe; saat 14.00…..
DEÜ Rektörlüğünde, DER vekili Prof. Dr. Uğur MALAYOĞLU’nun ev sahipliğinde Tdk Türk Dil Kurumu Başkanlığının “Vefatının 700. Yılında YUNUS EMRE ve Türkçe Yılı” başlıklı paneldeyiz.
Edebiyat Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Türkmen TÖRELİ’nin panel yöneticiliğini üstlendiği toplantının konuşmacıları: Tdk Başanı; Prof. Dr. Gürer GÜLSEVİN ile Tdk Bilim Kurulu üyesi; Prof. Dr. Hayati DEVELİ.
İzmir’e geldiğim 2018 Eylülünden bu yana ilk kez bir üniversite çatısı altında salonu dolduran gençlerin arasında heyecanla panelistleri dinliyorum.

Tdk Bşk. Prof. Dr. Gürer Gülsevin, tarihsel süreç içerisinde geniş bir bakış açısı sunuyor dinleyicilere:
“Millet kime denir?” , “Millet kimdir?” , “Millet ırk mıdır?” sorularını sorup  cevaplarını da yine kendisi veriyor sayın Gülsevin. Kuş, kedi, balık nasıl bir ırksa insanı da diğer canlıların karşısında bir ırk olarak tanımladıktan sonra; Türk’ün bir ırk değil bir millet adı olduğunu söylüyor. Milleti aralarında dil, din, tarih, ülkü vb değer ortaklıklarının olduğu bir yapı olarak izah ediyor.
 Türk tarihinin bir ırmak akışı olduğunu onun için bir ırmağın geçtiği her yere bir şeyler bırakırken bir şeyler alması misali; Türk milletinin de birlikte yaşadığı her millete bir şeyler verirken onlardan da bir şeyler aldığını; Türkçenin de bu sosyolojik olguyu yaşadığını örnekleriyle ortaya koyuyor.  
Cumhurbaşkanlığının 2021’i “Dünya dili Türkçe Seferberliği” ilanı ile 2017’deki “Dilimiz kimliğimizdir.” ilanını  devlet adamlarının dile olan ilgisi olarak değerlendiriyor Tdk Bşk. Gülsevin tarihsel süreç içerisinde Anadolu Beyliklerinin Türkçe karşısındaki tutumlarını örnek vererek. 
Gülsevin Hoca, Anadolu Selçuklu Devleti’ni oluşturan Türk insanı Türkçe konuşurken devlet katında yazışmaların Arapça ve Farsça olduğunu; devletin çöküşüyle ortaya çıkan Anadolu Beyliklerinde beylerin Türkçe kaygılarının ortaya çıktığını; Karamanoğlu Mehmet Bey örneğiyle ve Osman Bey’in Arapça ve Farsça’dan uzak oluşunu ve o dönemdeki eserlerin Türkçe verilişini dile getirdikten sonra Yunus’un yaşadığı süreçte hep halkın diliyle halkın duygularını ve inançlarını duru bir Türkçeyle yazdığını söylüyor.
“Dünya dili Türkçe”yi  dünyanın güçlü ve yaygın dillerinden birisi olarak anlamak gerektiğine dikkat çekerek, çeşitli ölçülerin her birisinde Türkçenin dünyanın ilk on dili arasında olduğunu söylüyor sayın Gülsevin: Yer yüzünde konuşulan 6000 civarında dil olduğunu ancak 193 devlet olduğunu dolayısıyla her dilin devlet dili/dünya dili olamadığına dikkat çekiyor.
Yunus’un bu halka çok kolay seslenişinden dolayı yazdıklarının vefatından 150 yıl sonra daha Mısır fethedilmeden Kahire’ye gittiğini; Balkanlar’a ulaştığını Bosna’da koroların Türkçe bilmemelerine rağmen Yunus’un ilâhilerini bugün bile Yunus’un Türkçesiyle seslendirdiklerini dile getirdikten sonra Yunus’u okumalıyız ve bilimin diliyle dünyaya tanıtmalıyız diyerek sözlerini tamamlıyor.

Prof. Dr. Hayati DEVELİ; ‘Tdk Bilim Kurulu Üyesi’ sıfatıyla Cemal Süreya’dan bir alıntıyla başlıyor söze:
“Yunus ki sütdişleriyle Türkçenin
Ne güzel biçmişti gök ekinini,
Düşman müşman girmeden araya
Dolanıp bütün yukarı illeri
Toz duman içinde yollar boyunca
Canından sızdırmıştı şiiri;”

İşte Prof. Dr. Hayati Develi’den dinlediklerimden:
Beylikler Döneminden sonra entelektüeller Yunus’u unutmuşlardır. Yunus’u bizimle “İlk Mutasavvıflar” adlı eseriyle  yeniden buluşturan devlet adamı ve bilim insanı Prof. Dr. Fuad KÖRÜLÜ olmuştur. Latin harfleriyle ilk yayını yapan da 1933’te Burhan TOPRAK olmuştur.
Yunus en temel eseri olan Risalet’ün-Nushiye ile, Kur’an’da Ahsen-i takvim diye tanımlanan gerçek insan; eşref-i mahlûkat olan insan olmak için ne yapmak gerekir onu anlatmaya çalışır.
Yunus’un yaşadığı dönem Anadolu’nun en karmaşık dönemidir: Moğol istilası, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışı, Türk beyliklerinin birbiriyle savaşı, kıtlık ve karmaşanın bir arada yaşandığı dönemdir. İşte Yunus böyle bir ortamda insanlığa yaşama sevinci vermeye çalışır.
Yunus’un döneminde Orta Asya’dan Moğolların önünden kaçan 2. Bir göç dalgası gelir. Yunus hem yerleşik şehirlilere hem de gelenlere seslenir. Türkçe yazma Yunus ile başlar. Öyle bir Türkçe ile yazar ki Anadolu insanının duygusunu yakalar ve onu yazar.
Yunus gerçek bir erendir. Risalet’ün Nushiye gerçeküstü bir romandır. O, erdemli insanı anlatır. Savaşlar ve karmaşa içerisinde aklın, sabrın ve iyiliğin kazanacağını söyler. O, evrensel olanı anlattığı için büyük sanatçıdır. O hem en büyüğe-uluya hem de en alt gruptaki sade insana-kiçiye seslenir.
“İşidün iy ulu kiçi size benüm haberüm var
                         Zihî devlet benüm bugün kim senün gibi yârüm var” der…

O dönemde Anadolu’da her grup kendi din anlayışını yaymaya çalışıyor. Çünkü ortam buna müsait ve her şey açık. Her grup inanışlarını yayarken kendi yöntemlerini kullanır.
Yunus, hayatın merkezine aşkı; İlâhî aşkı kor.
Karşı cins aşkı kişide başlar kişide biter: Bu Leyla ile Mecnun’da da böyledir Romüo ve Jülyet’te de böyledir.
Leyla ile Mecnun’daki insani olan aşkı yaşadıktan sonra, mecaz olana geçiyorsa evrensellik orada başlıyor. İşte Yunus Emre bunu başarmış erenlerdendir. Onun için de evrenseldir.
O aşkın bir varlığa; Allah’a âşıktır.  Aşk, makam-ı âlî’dir. İnsan ezel meclisinde bezm-i elestte kendisine hitap eden mutlak güzelle tanıştığı için bu dünyada da o güzelliğin peşindedir. Onu arar. Bu arayış güzelliğinin eğitimini alanlar baktıkları her şeyde o mutlak güzelliğin yansımasını görürler.
İşte Yunus eserlerinde insanlar bu evrensel olan aşı ve güzellikleri sunmaya, o güzelliklerle tanıştırmaya çalışır.
Son söz Yunus Emre’mizden olsun:
“Yunus ne hoş demişsin, bal ü şeker yemişsin 
 Ballar balını buldumkovanım yağma olsun...”

Sevgilerimle…

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum