Şerif KUTLUDAĞ

Şerif KUTLUDAĞ

KARŞI/YAKA'DAN
[email protected]

KİTAPLA!... Ya Bir De Kitap Olmasaydı

08 Ekim 2021 - 08:53

1980’li yıllarda liselerde okutulan; Mahir Ünlü&Özdemir Sarıca’nın yazdıkları Türk Dili ve Edebiyatı kitabında Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nden aktarılan PEÇOY HALKI başlıklı bir yazı  vardı…
Oradaki anlatıma göre Peç şehrinde oturan akıncı yiğitler bir sefere çıkmazdan önce “Hafız Dîvanı’ndan tefeül eder…”/fal bakar;( Hafız Divânı’nın bir yerini açarlar ve çıkan gazeli okurlar) eğer sevinçli, umut dolu bir gazel geldiyse o günün kendileri için uğurlu olacağına inanır sefere çıkarlarmış… Yok eğer, karamsar bir gazel rast geldiyse seferin kendileri için olumsuz geçeceği düşüncesiyle sefere çıkmaktan vaz geçerlermiş…
Bugün, 8 Ekim 2021 günlerden Cuma: 4. Denizli Kitap Fuarı” Denizli bu sefer hem cuma hem de güne yüzlerce yayın evi ve binlerce kitapla güne  “Merhaba!” dediğine göre demek ki hem bugün, hem kitap fuarı günleri hem de gelecek zamanlar için hayatın güzelleşeceğine dair umut vaad etmekte, güne kitaplarla gülümsemektedir…
1960’lı yıllarda benim memleketim olan Denizli’nin Güney ilçesinde kız evinden oğlan evine gelinin çeyizleri götürülürken gelinin kız arkadaşları renkli örtme&peştemallarıyla sıraya geçerlerdi. Her birisinin elinde gelinin bir eşyasının olduğu renkli bir bohça olurdu. Bu çeyiz götüren tek sıra kızların en önünde de elinde, içinde Kur’an olan; yani kitap olan özel işlemeli bir mahfazayı/kılıfı taşıyan bir kız olurdu.   
Bunu yaparken o yöre insanı çok dindar vb olduğu için bunu yapmazdı. Bu bir gelenekti. Kitaba olan saygının bir göstergesiydi. Yuva kurulurken gelin kızın yeni evini süsleyeceği, yuvasına çeyiz olarak götüreceği en değer verdikleri sıralamasında kitap başta gelirdi…
Okuma yazma bile bilmeyen rahmetli anam ve anam babam nesli yolda giderken yerde, bir parça ekmek görse, ya da yazılı bir kâğıt parçası görse onu yerden aldırır, yüksekçe bir yere; duvar kovuklarına vb koydururlardı.  Böylece biz çocukları da ruhen eğitmiş olurlardı; farkında olmadan bizlere ekmeğin ve kitabın değerini davranışla yaparak yaşayarak yaşatmış olurlardı.
Şimdilerde özellikle büyük kentlerde, anlattığım anlayışla yaşayıp gelen bizim kuşak insanların içini sızlatan durum; çöp kutularının yanına poşetler içerisinde bırakılan kitapları görmeleridir.
Günümüzde bu konuda yaşanan yaygın bir kitap israfı vardır: Bilgi kaynağının sadece kitap olduğu zamanlarda yetişmiş olan bizim neslin insanlarının en büyük heyecan duydukları konulardan birisi evinde bir kitaplık ya da oluşturmasıydı… Çünkü hangi konuda olursa olsun dış dünyaya yönelik her türden bilgi kaynağı kitaplardı.
 Özellikle de dar gelirli ailelerin çocukları kendi sorumluluk duygularıyla kitaplıklarını oluştururken günümüz kuşağı gençlerimiz/çocuklarımızın elinde bilgiye ulaşma konusunda araç zenginliği olduğu için kitap edinme konusunda anlayış zayıflaması ve evrilmesi yaşanmaktadır ne yazık ki!..
Bir zamanlar mağaralarda, yüksek dağ başları ya da derin vadilerde kayalara işlenmiş kaya resimleri/tamgalara bakarmış insanlar. O dönemlerin yegâne bilgi aktarma aracı olan tamgaları seyreden insanlar oradan kitaba geçme yolunu bulmuşlardır.
Bu çağın insanı da çok yaygın bir şekilde cep telefonunun ekranlarında gezinerek vakit geçirmektedir ülkemizde. Bu seyretmenin akabinde ‘Bir gün bilinmeyen yazılar icad  edilecek herhalde.’ Demekten de kendisini alamıyor insan…
Şimdi bu konuda o kadar çok söz söylenip gelmiştir ki insanlık tarihi boyunca, sadece bu sözleri içeren sayısız itap vardır piyasada.
Bütün bunları bir yana koyarak biz yine de sade insanın sözlerinde yer bulan kitap kavramına bakalım derim:
Sade insanın bir diğerine en ağır ithamı/sözü: “Vay kitapsız vay!..” idi bir zamanlar…
Yine, bir kişinin anlaşmazlığı olduğu muhatabına daveti: “Getir kitaba/Kurana el basalım!..” idi…
Günümüzde de şâirler, yazarlar arasında kitap yayınlamamış olanların tanıtımı yapılırken “kitapsız şâir” , “kitapsız yazar” şeklindeki tanıtım sözleri, içinde aynı zamanda bir istihzâ ile kitabının olmama eksikliğini (artık rüştünü ispat için mutlaka bir kitabının olması gerektiğini) toplum nazarında söylemenin ince bir yoludur.
 Bu bağlamda biz sözü Yunus Emre’mizin kitaplı sözleriyle noktalayalım derim müsaadenizle:
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsin
Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne
Kişi Hak'kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru ekmektir

Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eğer Hak bilmez isen
Abes yere gelmektir

Dört kitabın mânâsı
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır

Yiğirmi dokuz hece
Okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca
Mânâsı ne demektir

Yunus Emre der hoca
Gerekse bin var hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir

Yunus Emre

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum