Şerif KUTLUDAĞ

Şerif KUTLUDAĞ

KARŞI/YAKA'DAN
[email protected]

"HASAN SALTIK"  MÜZİĞE ADANMIŞ BİR ÖMÜR

04 Haziran 2021 - 09:08

“Öz Sarı Saltık’lar biziz!..” sözünü gururla söyleyerek soyunu İslâmiyet’in Balkanlar’da yayılmasında hep bir efsane olarak adından söz edilen Hak Erenlerinden Sarı Saltık’tan geldiğini dile getiren bir kök insanıdır bugün toprağa verilecek olan müzik insanı Hasan Saltık…
Öyle bir müzik insanı ki, köklerini Tunceli'de çevre köyler ortasında Türkçe konuşulan tek köy, Sarısaltık köyüne bağladıktan sonra köyü ve soyundan şöyle söz eder:                        “Alevilik, dedelik bizde. Orada en çok saygı duyulan ailelerden birisi. Ocak sayılıyor. Bütün Dersim'deki aşiretlerden bahsediyorum. ‘Sarı Saltık’ deyince saygı duyarlar.
                   Anadolu'ya gelen ilk beyliklerden. Erzurum'a, oradan Bayburt'a sonra Dersim'e/Tunceli’ye yerleşiyorlar. Trakya'ya, Balkanlara kadar, aile ve kardeşler yayılıyor. Balkanlara İslamiyet'i yaymak için görevlendirilmişler.
                      Bu konuda eğer kökenine bakarsanız öz Sarı Saltık'lar biziz.”
                     
                        Türkiye’de müzikal zenginliği dünyaya tanıtan Kalan Müzik’in sahibi. Binden fazla albüme yapımcı olarak imza atan bir insan Hasan Saltık. Osmanlı’dan bu yana farklı kültürlerdeki ses kayıtlarının arşivlerini araştırmalarıyla gün yüzüne çıkaran ve kayıt altına aldıran insan Hasan Saltık.
                       Onu ve çalışmalarını Anadolu Ajansı için Dilek Dallıağ ile 25 Mart 2021’de yayınlanmış olan röpörtajından edindiğimiz bilgilerden derlediğimiz özet bir bilgiyle tanıtmaya çalışacağız siz değerli okurlarımıza:                                      
                        Çocukluğu Tunceli (Dersim)'de geçmiş. Dünya klasiklerini; Jonathan Livingston, Jack London, Ernest Hemingway'ın eserlerini ve benzeri klasik romanları daha ortaokul çağlarında okur. 13 yaşında da Tunceli meydanda gazete ve dergi satar...
                         Aile İstanbul’a taşınınca babası Devlet Konservatuarına yazdırır. Amcasının oğlu Rahmi Saltuk da konservatuardadır. O zamana kadar bağlamanın dışında bir saz görmemiştir.  Orada bir yıl okur. Düz liseye geçer. Gazete ve ajanslarda kuryelik yapar.
                    Hayat ve müzik yolculuğunda “Daha ulusal bir müzik şirketi nasıl olabilir?” arayışıyla kendi şirketini kurar. Osmanlı Devletinin hakim olduğu coğrafyanın; özellikle de Türkiye’nin müzik kültürü ve çeşitliliğini ortaya koymayı hedefler.

                      1991’de Kalan Müzik’i kurar. Grup Yorum’la, Erkan Oğur’la, Gülay’la çalışır bütün kazancını arşiv çalışmalarına yatırır. Yurt dışındaki fuarlara katılır, Türkiye standını açar.
                    Arşiv çalışmalarının başlangıcı Atatürk’ün imamlarından ve Çanakkale Savaşlarına katılan Hafız Kemal’in okuduğu ezana ulaşmayla başlar. Sonra bütün hafızları, gazelhanları ve Neyzen Tevfik’i çıkarır…
                   Tanburî Cemil Bey’le Yorgo Bacanos’un dünyanın en iyi virtüözlerinden olduğunu öğrenir. Şerif Muhittin Targan’ı ve bütün OrtaDoğunun yüzünün Türkiye’ye dönük olduğunu fark eder.”Ancak bunları dünyaya pazarlayacak bir müzik endüstrisi yoktur.” Der.  Müzik eserleri yayınları çıktıkça dünyanın her tarafından tv’ler ve radyoların ilgi odağı olurlar. Bunun üzerine ödüller gelmeye başlar.
                    12 Eylül 1980’den kalma 2932 nolu yasa yüzünden Anadolu’nun yerli dillerine ait  müzikleri yaptıkları için yargılanırlar. Yasayı Turgut Özal kaldırtır. Yaptıkları CD’ler yabancı devlet adamlarına hediye edilmeye başlanır.
                   Haklarında dünya basınında yorumlarçıkmaya başlar: Liberation'daki "Hasan Saltık olmasaydı Anadolu sessiz kalırdı.", New York Times'da "Anadolu’daki fısıltıya dönüşmüş sesleri toplayıp, bunlardan armonik bir gök gürültüsü çıkaran adam.' ve Time Dergisi'nde yer alan "Türkiye'nin müzik antropologu." Vb.

                     Bütün bunları yaparken, hiçbir devlet kurumundan, yabancı vakıftan tek kuruş para almadan, hep kendi öz kaynaklarıyla; dışarıdan sponsorluk dahi almadan çalışmalarını sürdürürler. Kayıtlar dünyanın her yerine ulaşır. Osmanlı vatandaşlarının çocukları, torunları, 'Babamın şu kaydı var, dedemin şu kaydı var' diyerek ararlar. Onlar da bütün bunlara ulaşmaya ve ülkemize getirmeye çalşırlar.
                   Mübadelede Hıristiyan diye Yunanistan’a gönderilen Karaman Türkleri konusunda  Yunanistan'daki müze ve Küçük Asya Vakfı ile anlaşırlar. Oradaki  Hıristiyan Türklerin Karaman türkülerinin çok iyi Türkçe kayıtları vardır.  Bunların acı ve dramları, ninnileri ve ağıtlarının kayıtları toparlanır.
                 (Kurt Ursula) Reinhard'ların 1954'ten 1970'e kadar Anadolu’da yaptıkları  bütün ses   
kayıtlarını Berlin'den alıp getirirler. Bu kayıtlarda Anadolu'nun köylerinden çekilmiş görüntüler vardır.  Aşıklar, ozanlar vardır.

                   “Türkiye'nin en iyi virtüözleri de bu arada bizde.” Der Hasan Saltık ve devam eder:  Derya Türkan dünyanın en iyi klasik kemençe çalan insanı. Murat Aydemir, bana göre dünyadaki en iyi tanbur sanatçılarından. Erkan Oğur, zaten perdesiz gitarı. Bu arada arşiv çalışmalarının yanı sıra Türkiye'deki en iyi yetişmiş müzisyenlere albüm yapma imkanı da sağladık. Mesela Aynur dünya çapında ünlü oldu, Avrupa'nın bütün dergilerine kapak oldu nerdeyse. Dünyanın en iyi konser salonlarında konserler verdi. Erkan Oğur keza öyle.
                        Cengiz Özkan var TRT sanatçısı, bana göre Türkiye'deki yaşayan efsane. En iyi türkü icra eden Nida Ateş... Yani, Türkiye'deki en iyi icracılar veya virtüözler Kalan Müzik’te diyebilirim. Cihat Aşkın da keza öyle.
                      Gülbeyaz’da Kazım’la Şevval’in okuyacağı türküleri hep biz belirledik. O yeni Karadeniz türkülerini hep biz derledik. Orada Maçkalı Hasan Tunç’un kayıtlarını verdik.  
                      Elveda Rumeli’yi yaptık biz. Elveda Rumeli'de, Rumeli türküleri furyası başladı. Nasıl söyleyeyim size, Karadeniz dizileri başladı. Bütün Karadeniz'in şu anda bütün meşhur sanatçılarının hemen hemen hepsi Kalan Müzik'ten çıkmadır.
                  İşte Resul (Dindar) olsun, Selçuk Balcı olsun ve dizilerde hep bunlar ön plana çıktı. Muhteşem Yüzyıl'da bizim katkımız çoktur o dönemde. Günümüze geldiğimizde de TRT'de Gönül Dağı'nın müzikleri. Oradaki şarkılar, türküler fenomen.
                   Yani Neşet Ertaş olayı var. Neşet Ertaş'ın türküleri zaten çok popüler. Hemen hemen bütün diziler şarkılarını istiyor. Mahzuni Şerif keza öyle.
                 Dünyanın bütün ünlü DJ’leri şu anda Erkan Oğur'un temalarını, Ankara Havalarını, Neşet Ertaş ve Ahmet Aslan eserlerini kullanıyor. Dünyada, 1970'li yıllarda melodide, müzikte hep Hindistan veya Afrika'ya bakıyorlardı. Şimdi Anadolu'nun müzikal zenginliği ortaya çıktı. Bu, biraz da bizim dizilerin 80- 100 ülkeye satılmasının da sonuçlarından kaynaklanıyor. Yani inanılmaz bir propaganda aracı…

                     Neşet ağabeyle Muharrem (Ertaş) Usta’nın kayıtlarıyla ilgili tanışmıştık.
                    Almanya’da artık öyle bir duruma gelmiş ki, düğünlerde çıkıyor, çok komik fiyatlarla. 'Ağabey, 5-6 bin kişi seni izleyecek.' dedim. 'Nasıl yani?' dedi. 'Ağabey sadece üniversite öğrencileri, gençleri göreceksin.' dedim.
                     Buraya getirdik, açık havada konseri yapacağız, heyecandan tir tir titriyor. Ben de fazla heyecan yapmasın diye Şener Şen'i aldım yanıma kulise gittik. Şener Şen’i görünce tabii filmlerinden biliyor, biraz rahatladı. Perdenin arkasından baktı. Arada Şener Şen ile sohbet ediyorlar. Bana döndü:
                 “Hasan bizim Abdallar yok. Onların parası yoktur. Onlar bir köşede kıvrılmıştır dışarıda. Sen onları ne yap et içeri sok.” dedi.
                  Dışarı çıktım. Açıkhava'nın dışında gerçekten 90-100 kişilik hemen Kırşehirli oldukları belli, esmerler, zaten birbirlerini tanıyanlar toplanmış, Neşet Baba'yı dinlemek için çimenlerin üzerine oturmuşlar. Onları içeri aldık, merdivenlere oturttuk çünkü yer yok. Onlar Neşet Baba çıkınca iç ceplerinden kaşıkları çıkarttılar bir şov yapmaya başladılar, inanamazsın. Ondan sonra rahatladı. 'Neşet ağabey bak aldık. Hadi sen çık. Rahatla. Bak 30 yıl sonra konser veriyorsun.' dedim. Bu arada basın yıkılıyor, Neşet Usta 30 yıl sonra ilk defa Açıkhava’da büyük konser veriyor, diye.
                    Şener Şen, 'Sen bundan sonra Ankara, İzmir, Kırşehir konserleri de yaparsın.' dedi. 'Yok, Hasan'ı kıramadım. Bu deli çocuk beni getirdi. Tövbeler olsun. Ben dönerim.' dedi. Bu arada Ankara, İzmir, Kırşehir konserlerini yaptı. Sonra Neşet ağabey Şener Şen’i görünce, 'Vallahi doğru söylüyormuş.' dedi.
                      Bizim evde toplanırdık. Mesela Cengiz ile bir araya getirdim. Cengiz'i bir gördü, 'Sen varken ben türkü söylemem.' dedi. Meğerse Cengiz'i hep dinlermiş. Oturdular sabah altıya kadar. Sadece Cengiz'i dinledi. Sabah 3’e, 4’e doğru rica ettik, türkü söyledi.
                     Bu arada bir şey daha söyleyeyim, ben Neşet Ustayı da bilmezdim. Ben çünkü hep batı konservatuvarı, batı müziği, Deep Purple, Pink Floyd, Beatles dinlediğim için.
                     Bir gün eşim Nilüfer dedi ki, o Gavurdağlı, Adanalıdır, 'Gel kırodüktör, sana 3-5 şey dinleteceğim, öğren. ‘İlk Neşet Ertaş’ı bana eşim dinletmiştir.’ Yok, sen bunları yapmazsan benim gözümde kırodüktör olarak kalacaksın.' dedi.  Çıktığı yolun sonunda kral prodüktördür artık eşinin gözünde…
                  Ne diyelim herkesin bu dünyaya bir geliş sebebi vardır ya, merhum Hasan Saltık’ın görevi de Türkçemizin ve Türk coğrafyasının sesini kayda geçirmek ve dünyaya tanıtmak olmuştur herhalde… Mekanı cennet olsun… Sevgilerimle…

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum