Şerif KUTLUDAĞ

Şerif KUTLUDAĞ

KARŞI/YAKA'DAN
[email protected]

En Büyük İhtiyacımız 'VİCDAN KARDEŞLİĞİ'

05 Kasım 2021 - 09:11

“Uyarsak biz nefs adlanan elçiye,
Tükürürüz vicdan kesen ölçüye,
Odur veren düz kıymeti her şeye,
Vicdanından korkmayandan korkarım.” Bahtiyâr Vahapzâde

Azerbaycan Türk şiirinin Mehmet Âkif Ersoy’u olarak nitelendirilen Bahtiyâr Vahapzâde “Vicdanından korkmayandan korkarım.” Diyor yukarıya aldığımız dörtlüğünde…
O halde vicdan nedir? Kaynağı nedir? Neresi olmalıdır… İnsanın korkabileceği bir vicdanının olabilmesi için nasıl bir vicdan inşâ edilmelidir?
Din ile hiç ilgisi olmayan kimselerin bile yeri geldiğinde sen benim vicdanıma bak dediği  dikkâte alınırsa vicdan kendi halinde oluşur mu? Doğuştan ise, Allah’ın içimize yerleştirdiği bir duygu ise, bu duygunun korunması, beslenmesi ve insanla birlikte yaşayabilmesi için neler yapmak gerekir?
 Vicdan, özellikle son dönemlerde insan hakları ve demokrasi bağlamında üzerinde en çok durulan kavramlardan biri olmuştur. Vicdan daha çok din ve vicdan hürriyeti, fikir ve ifade hürriyeti gibi inanç ve düşünceyle ilgili kavramlarla birlikte söz konusu edilmektedir.
                 Klasik İslâmî literatürde de vicdan kavramı karşılığında genellikle nefis ve kalp kelimeleri kullanılmıştır. Tasavvufa göre kalp, dinî ve ahlâkî faziletlerin kaynağıdır. Bazı konularda aklın sınırlarını aşan dinî hakikatlerle ilâhî sırlar hakkında doğru bilgi edinmenin en güvenilir yolu kalbi günah kirinden, cehalet, taklit ve taassuptan arındırmaktır; bu da tasavvufta vicdanî arınmanın önemini gösterir. Kalp çeşitli yollarla temizlendiğinde insanı ahlâkî davranışlara yönelttiği gibi onun mânevî âlemi ve gerçeklerini idrak etmesini de sağlar 
                 Osmanlıların son dönemiyle Cumhuriyet döneminde Batı ahlâk felsefesine dair eserlerin Türkçeye çevrilmesi sürecinde Fransızca’da ahlâkî şuuru ifade eden “conscience morale” tamlamasının vicdan kelimesiyle karşılandığı görülmektedir. Nitekim İsmail Fenni (Ertuğrul) Lugatçe-i Felsefe’de (s. 125) “conscience morale” için “hiss-i bâtın, vicdan, hayrı şerden temyiz etme kuvveti, vazîfe-i hissî, şer işlemekten hâsıl olan ıstırap ve hayır işlemekten husule gelen sürûr.” şeklinde zengin bir tanım yapmıştır.

Victor HUGO, vicdan konusundaki belki de en uç ve en radikal tanımlamayı yapıvermiştir; “Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır!” diyerek…
Değerli okurlarım, Allah’ın bize Kur’an’da Kaf suresi 16. Ayette; “Ben size şah damarınızdan daha yakınım!..” hitabı dikkâte alındığında, “Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır!” diyen Victor Hugo haksız da sayılmaz hani…
Ahi’yi tanımlarken kullanılan “Ahi, vicdanına Allah’ı gözcü koyan insandır!..” tanımlaması da Allah’ı kalbince içinde her an hissetme erdemine ulaşabilmiş; bu noktaya gelmekte gerekli ruh eğitimini almış kişiyi ifade eder…

Günümüzde çok kazanmayı zeki olmaya ve kurnazlığa; iş bilirliğe bağlayarak övünen kimseler vardır: Halbuki zeka; zeki olma, beynin işlem yapmadaki hız olgusu  Allah tarafından insanoğluna hazır sunulmuş en özel hediyedir. Kötüler, zekayı kendi çıkarları için kullandıklarında bunu kurnazlık olarak değerlendirirler.
İyilerin ise zekayı kullanırlarken yapılacak iş ve elde edilecek sonuç Allah’ın rızasına uygun mudur, değil midir dedirten duygunun kaynağı vicdanıdır.   20 yüz yılın önemli düşünürlerinden Cemil Meriç tam da bu noktada “Çıkar konuşunca vicdan susar” der… Biz bu durumu; çıkarıyla vicdanı arasında kalan kişinin konumunu yakın geçmişte “Vicdanıyla cüzdanı arasında sıkışmak!” sözünde duymuştuk…

Buraya kadar olan anlatımlardan anlıyoruz ki, vicdanın kaynağı İlâhîdir. Dünyaya gelen her insanın iç dünyasında vicdan  duygusu da doğuştan vardır: Çevre eğitimle, vicdan kavramını ya besler, korur, çoğaltır ömürlük eyler; ya da karartır, gölgeler, kirletir aslından uzaklaştırır:
İşte bu noktada biz Tanrı ile bağlantılı vicdan duygusunu taşıyan ve hayatına ona göre nizam veren kişilere vicdanlı; olaylara ve durumlara kişisel çıkarlarıyla bakan kazanmak için her türlü yol ve yöntemi mübah gören anlayıştaki kişilere de vicdansız deriz…
Toplumda çok kullanılan “Arkadaşını söyle senin kim olduğunu söyleyeyim!” sözüne vicdan kavramı özelinde bakarsak, vicdansız kişileri arkadaş edinecek kişi de ona benzeyecektir. Zaman içinde sadece kazandıklarıyla; aslında kandırdıklarıyla övünecektir.
Konuyu sadece ekonomik alanda daraltmamak gerekiyor haliyle. Hayatın her alanında, toplum ilişkilerinin her aşamasında insanların kişisel çıkarlarına göre ortaya koydukları tavırlar muhatabı olan insanların vicdan terazisinde tartıya konmakta ve ona göre bir değer verilmektedir kendisine. İşte, itibar dediğimiz kavram da uzun yıllar boyunca ortaya konulan tavırlardaki tutarlılığa göre oluşmakta toplum vicdanında bir hüküm olarak yerini almaktadır.
Günümüzün toplum hayatı ve işleyişi uluslar arası güçler tarafından belirlendiği ve yönetildiği için, vicdan kavramı da maalesef hayatın içinde yer bulamamaktadır. Dünyaya yön veren güçler, kendi ülkelerinde uyguladıkları adaleti, sosyal nizamı ve kuralları kendileri dışındaki ülkeler için özellikle de 3. Dünya ülkelerinin insanları için rafa kaldırmakta sömürü düzenini sürdürebilmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktadırlar: Suriye, Irak, Afganistan, Sudan vb

Bu bağlamda her hâlükârda en çok ihtiyacını duyduğumuz dost kavramı ya da yol arkadaşı kavramı “Vicdan Kardeşliği”dir…
Tasavvuf kültüründe kadınların “ahretlik” , erkeklerin ise “yol kardeşi”, “ahret kardeşliği”  şeklinde kardeş yapılmalarındaki hikmet de  “vicdan kardeşi” olmalarını sağlamak içindir. 
Ortam, konum ve iş kolu er ne olursa olsun; her insan için aranan arkadaş; vicdanları aynı değerlerle mücehhez olan arkadaşlarla vicdan kardeşliği olabilmektir. Olabilene, bulabilene ne mutlu… Allah herkese Vicdan kardeşi nasip etsin duasıyla noktalayalım yazımızı derim…
 “Kanadı kırık kuş merhamet ister.” Diyor ya Sezai KARAKOÇ… İhtiyaçlıya gösterilecek olan merhametin sergilenebilmesi de vicdan duygusuna bağlıdır hiç şüphesiz…
 Sevgilerimle…


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum