Şerif KUTLUDAĞ

Şerif KUTLUDAĞ

KARŞI/YAKA'DAN
[email protected]

Doğan CÜCELOĞLU / HUZURA DOĞDU

19 Şubat 2021 - 12:04



Türk milleti olarak hepimizin öğretmeniydi!

9 Şubat 1938’de Mersin’in Silifke ilçesinde on bir çocuklu bir ailenin on birinci çocuğu olarak dünyaya gelir.  On bir çocuğunun her birisine ayrı günlükler tutan bir babanın çocuğudur. On yaşında annesini kaybeder.

Hayat yolculuğunda ülkemizden, topraklarından, insanımızdan alacağını alır,  sonra da başka dünyalara ilim derlemeye gider. ABD’de ilim adına alabileceklerini alır ve hasret çektiği çok sevdiği ülkesine döner gelir.

Ülkesine döndüğü günden ruhunu teslim ettiği güne kadar yüreğinde mayaladığı katıksız insan sevgisini ülkemizin insanlarına dağıtmaya adar.

Değerli okurlarım, şimdi ben sizlere rahmetlinin ardından söylenen sözlerden yaptığım bir derlemeyi sunmak istiyorum:

                      Nurdan Aladağ: “ Biz öğretmen olduğumuzu seninle, senin seslenişinde sevdik. Mekânın cennet olsun. Çok üzüldük çok…”

                   Hasibe Polat: “Artık bizimle kimse senin gibi konuşmayacak, sohbetler etmeyecek... Kızımı büyütürken nasıl anne olunur senden öğrenmiştim, ANNEMDEN DEĞİL. Benim içimdeki KÜÇÜK , YARALI KIZI senin sayende keşfettim ve İYİLEŞTİRDİM... Yaşamayı değil nasıl İNSAN olunuru öğretmiştin bana... Bir yakınımı kaybetmiş kadar üzgünüm... Sana hep dua edeceğim... Huzur içinde uyu...”    


                         Ay Işığı: -Dilber Saka Topcuoğlu-

-Yalan insanın ruhunu öldürür..

-Ayrılıktır aslında ölümü acı kılan.

-Ön yargı; arı soktu diye bal yememektir.

-İnsanın gerçek gücü sevgisinde açığa çıkar.

-İki insan birbirinin farkına varınca iletişim başlar.

-Mutlu olmak istiyorsan, mutlu etmesini bilmelisin.

-Mükemmel değil, iyi insan yetiştirmeyi hedefleyin.

-Kendisi olmaktan korkmayan insan güler yüzlüdür.

-İnsanın kaçamayacağı en büyük otorite kendi vicdanıdır.

-Ruhu öldürmek, bedeni öldürmekten daha büyük bir cinayettir.

-Dil ne kadar yetersiz kalıyor insanın düşündüklerini anlatmada.

-Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır.

-Aklını gönlünün değerleriyle yöneten insan yaşamının efendisidir.

-Mutluluk aramakla bulunacak bir şey değildir, onu inşa etmek gerekir.

-Kendi özüyle ilişkisi olmayanın gerçek anlamda kimseyle ilişkisi olamaz.

-Sanırım çocuğun aklını hiçe saymak ona yapılabilecek en büyük zulümdür.

-Etrafında kimseyi bulamamak zor, içinde kimseyi bulamamak ise daha zor.

-Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur.

-Düğün bir maddi güç gösterisi olmamalı. Evlenme olgunluğuna gelmemiş olanlar düğünü çok önemserler.

-Bence siz, hangi soruları soracağınızı bilmeden, soramadığınız soruların cevaplarını arıyorsunuz.

-Hayır demesini bilmeyen kişi güçsüz kişidir.

-Hayır demesini bilmeyen kişinin evetinin de anlamı yoktur.

-Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır.

-Hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır..

-Doğan Cüceloğlu-

                      “Sevgili #doğancüceloğlu hocamız, böyle dedi ve gitti..  Kalbimizde sevgisi, sıcacık sesi, gülüşünün, bilgisinin ışığı… Seni çok sevdim… Güle güle güzeller güzeli can.. Cennetlerde, ışıklar içinde uyu…   Rahmetle…  Duayla hep…”  Dilber Saka Topcuoğlu-

             Tuncer Tunçbilek:  “Doğan hocam ne iyi bir bilim insanıydınız, ne güzel bilgiler verdiniz biz insanlara, siz yoksunuz ama bıraktığınız kitaplar, videolar aydınlatmaya devam edecek, nur göllerinde yat inşallah, mekânın cennet olsun.”              


Doğan Cüceloğlu’nun ardından en çok paylaşılan bir anısı; kendi kaleminden:

“Ben Amerika'da 25 yıl kalmış bir insan olarak şöyle bir gözlem yapıyorum. Amerika'da hiç eğitim görmemiş bir insanla aynı odada kalmaktan korkarım. Beş dolar için gırtlağını kesebilir. Eğitim orada gerçekten bir fark yaratıyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe, uygar, olgun, sorumluluk sahibi, verdiği sözü tutan, kişisel bütünlüğü olan bir insan olma yolunda ilerliyor. İstisnalar kesinlikle olabilir ama genellikle böyle.

Türkiye'ye gelip baktığımda iki faktör görüyorum. Şehirleşme ve eğitim. Türkiye'de şehirleşmiş ve eğitim görmüş insandan korkuyorum. Kesinlikle insafsız, kendinden ve kendi yakınlarının çıkarından başka bir şey düşünmüyor. Bu son derece kuvvetli bir duygu bende. İliğini sömürür bitirir, hiç acıma duygusu yoktur.

Ama şehirleşmemiş, okumamış, saf köylü olarak kalmışsa, onda değerler bilinci çok yüksektir. Sanki eğitilmiş Amerikalı.... Burada çok önemli bir gözlem var. Bunun üzerine düşünmek lâzım.

Benim analığım yörüktü. Annem öldükten sonra babam yeniden evlendi. Biz ona anne demedik, Ayşe teyze dedik. Ben daha on yaşındayım, sapanla vicik dediğimiz küçücük bir kuşu vurmaya çalışıyorum. 'Vurma oğlum' dedi. Ben, sen ne bilirsin Yörük karısı tavrı içinde,  'Ne var parmak gibi küp küçücük kuş' dedim.

Analığımın cevabı: 'Yavrum! Canın küçüğü büyüğü olur mu? Allah her birine bir can vermiş. Vurma yavrum günah.' dedi.

Şu derinliğe bakın. Okuma yazması yok bu kadının. Yıllar Sonra bunun anlamını anladım. Anladığım zaman ağlamaya başladım. Konferanstayım, böyle gözyaşı dökerek ağlıyorum. Yanımdaki Amerikalı kadın, ne oluyor bu adama diye meraklanmaya başladı. Ne oluyor dedi. O kadar mutluydum ki, 'çok mutluyum' dedim ağlayarak. Kendi kendime 'Ya Rabbi! Çok şükür. Sağken bunun farkına vardım.

Biz bütün insanlar kardeştir deyince sanki çok şey söylüyoruz. Kadın bunları aşmış. Canlardan oluşan bir aile, büyük küçük yok. Hepsi birbirine eşit. Onur eşitliği var. Canın büyüğü küçüğü olur mu? Allah hepsine can vermiş. Şu bilinci görüyor musunuz? Nereden geliyor bu?

Bu, tasavvuf kültüründen geliyor. Bu yayılmış. Eğer şehirleşme ve eğitim ele geçirmemişse, hâlâ bu mayamızda var. Ben zamanım olsa, hiç şehir yüzü görmemiş hiç okumamış köylülerin, özellikle yaşlı kadınların arasında zaman geçirip, onlardan bilgelikler öğrenmek isterim.

Bu topraklarda neler birikmiş. Ne insanlık deneyimleri var. Bir de doğadan kopmamış. Sürekli doğayla haşır-neşir içerisinde o bilgelikler bilenmiş. Kitap bilgisi değil. Farkına varmış ve bir yere oturtmuş.”     Doğan Cüceloğlu

Ve D. Cüceloğlu’nun hayata dair nokta bir öngörüsü, vasiyeti:

“Ölümün saati yok. Yanınızdaki kişiye değer verin; kırmayın onu. Durup durup sevdiğinizi söyleyin, özel hissettirin. En ufak bir şeyde bitti demeyin, ağlatmayın, üzmeyin.

Neden mi? Çünkü ölümün saati yok. Belki son görüşünüzdür, belki de son sarılmanızdır. Belki de saatler sonra ona değil de, artık toprağına dokunacaksınız, onu değil de toprağını öpeceksiniz.

Sevdiklerinizin değerini kaybettikten sonra değil, şu an bilin. Toprak aldığında geri vermez. Çünkü ölümün saati yok.”

 Evet.. Ölümün saatinin olmadığını, haberli gelmediğini de ölüm haberiyle aldık. Onu dinlemiş olanlar, kitaplarını okumuş olanlar gerçekten sarsıldı… Çünkü o sadece kendisi tebessüm eden birisi değil gülen yüzüyle her hatırlayana tebessüm ettiren bir güler yüzlü, güler sözlü; Anadolu irfanını bilimiyle sunan Yunus Gönüllü bir özel değerimizdi.

İşte onun Huzura vardığında dünyada bıraktığı, iyi insanlığının tanıkları:



Derviş'in Aklı: Profesör Ahmet Dervişoğlu ile Sohbetler,   Öğretmen Olmak,  İnsan İnsana,  İnsan ve Davranışı, İçimizdeki Çocuk,  İyi Düşün Doğru Karar Ver (1998),  Yetişkin Çocuklar,  İçimizdeki Biz,  Savaşçı (1999),  ‘Keşke’siz Bir Yaşam İçin İletişim,  Korku Kültürü: Niçin 'Mış Gibi' Yaşıyoruz? (2017),  Başarıya Götüren Aile,  Bir Kadın Bir Ses,  Korku Kültürü,  İletişim Donanımları,  Onlar Benim Kahramanım,  İnsanı Ararken Damdan Düşen Psikolog (2013),  İnsan İnsana Sohbetler (2011),  Öğretmenim Bir Bakar Mısın?: Öğretmen'in Gücü Üzerine (2018),  Gerçek Özgürlük,  Var mısın?

Allah’tan sonsuz rahmet dileğiyle…  Mekânı cennet olsun…

Sevgiyle…

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum