Şerif KUTLUDAĞ

Şerif KUTLUDAĞ

KARŞI/YAKA'DAN
[email protected]

"26 AĞUSTOS"LARIMIZ VAR İYİ Kİ

27 Ağustos 2021 - 09:16

26 Ağustos 1071; Anadolu’nun kapılarının açıldığı gündür bize!
26 Ağustos 1922: Anadolu’nun kapılarının ardından emperyalist dünyaya karşı sürgülendiği gündür…
Ağustos ayı, Batı dünyasında adını Roma imparatoru Sezar August’tan aldı olarak kabul edilirken bizim bin yıllık Anadolu merkezli Türk tarihinde de Zaferler Ayı olarak ad kazanmıştır aylar arasında…
İşte Ağustos ayında tarihe adını yazdırmış olan zaferlerimiz:
                     26 Ağustos 1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen “Türklere Anadolu’nun kapılarını açan savaş Malazgirt Savaşı ve Zaferidir.
11 Ağustos 1473 Otlukbeli,
23 Ağustos 1514 Çaldıran,
24 Ağustos1516 Mercidabık
 29 Ağustos 1521 Belgrad’ın Fethi,
29 Ağustos 1526 Mohaç
 1 Ağustos 1571 Kıbrıs’ın Fethi,
23 Tem- 7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi
23 Ağustos 1921 Sakarya Meydan Savaşı,
26Ağustos 1922 Büyük Taarruz,
30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Zaferi…

“Dört nala gelip uzak Asya’dan
                   Bir kısrak başı gibi Akdeniz’e uzanan
Bu memleket bizim!..”
                 Der ya Kuvayi Milliye Destanında Nazım Hikmet;
Aslında Atatürk’ün deyişiyle beş bin yıldır bizim yaşadığımız topraklardır bu topraklar. Nitekim son yıllarda yapılan çalışmalardan birisi olan “Tamgalar” çalışması bu görüşü doğrulayan en önemli kanıtlardan birisi olarak bilim dünyasında yerini almış bulunmaktadır.
                  26 Ağustos 1071 Malazgirt ile başlayan iki yüz yıllık Anadolu Selçuklu Devletinin ardından yaşanan yedi yüz yıllık Osmanlı Devletine eklenen; 1923’te 100. Yılını yaşayacağımız Türkiye Cumhuriyeti Devletimizle birlikte bin yıllık ulu bir devlet çınarıyız bu topraklarda….
                 Bu topraklar insanlık tarihinde oldum olası, dünyaya egemen olup yönetmek isteyen büyük güçlerin elde etmek istediği topraklar olmuştur hep.
                 Makedonyalı Büyük İskender, Pers, Roma derken Osmanlı hep bu topraklara egemen olunca ancak üç kıtayı elde tutabilmişlerdir.
                 Bu topraklarda var olabilmenin biricik yolu bilimin, adaletin, insanlığın öz değerlerini hayata hakim kılmaktan geçmiştir. Hangi devlet ki bu konularda zaafiyet göstermiştir sonu hüsran olmuştur.
 Osmanlı devleti de bu sürecin dışında kalamamış; zayıf düştüğü anda da batılı emperyalist devletler onu –kendi kabullerine göre- 1071’de geldikleri yere Asya’ya gönderebilmek için her türlü hile ve desise ile bitmeyen oyunlarını ve seferlerini ardı ardına sergilemişlerdir.
1918’de İmzalanan Sevr ve Mondros anlaşmalarının ardından Türk milletinin çine düştüğü durumu belki de en güzel anlatanlardan birisi Yahya Kemal Beyatlı olmuştur:
ÖLENLER ÖLDÜ
“Ölenler öldü, kalanlarla muzdarip kaldık.
Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık.
Ölenler en sonu kurtuldular bu dağdağadan.
Ve göz kapaklarının arkasında eski vatan,
Bizim diyar olarak kaldı tâ kıyamete dek.

Kalanlar ortada genç, ihtiyar, kadın, erkek,
Harap olup yaşıyor taliin azabıyla,
Vatanda düşmanı seyretmek ızdırabıyla.

Vatanda korkulu rüya içindeyiz, gerçek.
Fakat bu çok süremez, mutlaka şafak sökecek.
Ateş ve kanla siler, bir gün, ordumuz lekeyi,
Bu, insanoğluna bir şeyn olan Mütarekeyi.” 
                                           Yahya Kemal BEYATLI
19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla başlayan ve 9 Eylül 1922’de sona eren Millî Mücadele ile yürütülen İstiklâl Harbimizi zafere ulaştıran 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz başladığında yine aynı şâirimiz Yahya Kemal Beyatlı bu sefer Allah’a yakarısını/yalvarışını taşır şiirine:
              26 AĞUSTOS 1922 
Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.

                        Yahya Kemal BEYTALI

Bugün hür ve bağımsız bir vatanımız varsa, mavi göklerde dalgalanan al bayrağımızın altında Türkiye Cumhuriyeti Devletimizle; “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diye gögsümüzü şişirerek ve haykırarak yaşayabiliyorsak bugünleri bizlere emanet bırakan atalarımızı unutmamamız gerekiyor…
26 Ağustos 1071’de Sultan Alpaslan ve ordusu…
26 Ağustos 1922’de Mustafa Kemal ve ordusu…
Hepsi de bizim kahramanlarımız, hepsi de Türk milletinin isimlerini tarihe altın harflerle yazdırmış olan kahramanlarımız…
Hepsine de ALLAH’tan sonsuz rahmetler diliyoruz…
Mekanları cennet olsun.
26 Ağustoslar kutlu olsun…
Sevgilerimizle…

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum