Lütfen gözlerini kapatın. Gözünüzün perdesinde sonraki satırlardan bir senaryo yazın. Sene 1923 Cumhuriyet yeni kurulmuş. Hala ülkemizin üstünden yangının ve ölümün kokusu gitmemiş. Kurtuluş savaşında kaybettiğimiz canların toprağa akan kanları kurumamış, bedenleri neredeyse gömüldükleri haline çürümemiş, savaşın izleri tüm tarım arazileri talan etmiş. Tarlayı ekecek insan gücü kırılmış, çift sürecek öküzler telef olmuş ya da kesilip düşmanı kovalayan Mehmetçiğe aş olmuştu.
1923 yılında net bir veriye dayanmayan varsayımla Türkiye’de Kadın: ~ %52–53; Erkek: ~ %47–48 kadın nüfusun belirgin şekilde fazla olması I. Dünya Savaşı sonrasında Kurtuluş Savaşında erkek nüfusun önemli kısmı hayatını kaybetmiş olmasına bağlıydı. Esas boşluk üreten kesim olan 20–40 yaş arası erkeklerde fark ediliyordu. 1927 sayımında en gerçekçi veriye göre Kadın: ~7,1 milyon, Erkek: ~6,6 milyon oranı hala kapanmamıştır.
1923 yılına ait eğitim verileri çok net detaylı olmasa da yaklaşık olarak ilkokul (iptidai mektep): yaklaşık 4.800, Ortaokul (rüştiye/idadi alt kademeleri): yaklaşık 70–80, Lise (idadi / sultani): yaklaşık 20–25, Yükseköğretim (fakülte ve yüksekokul): 1 ana kurum Darülfünun (bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin temeli). Öğrenci Sayıları açısından da durum oldukça karanlıktı. İlkokulda ~ 340.000, Ortaokulda ~ 6.000, Lisede ~ 1.200, Yükseköğretimde ~ 2.500 – 3.000 öğrenci vardı. Nüfusa oranla okullaşma çok düşüktü, eğitim sistemi şehir merkezli ve elit kesime açıktı, kadın eğitimi neredeyse yok denecek seviyedeydi, ülkenin büyük kısmı okur-yazar değildi. Bu yüzden Cumhuriyet’in ilk büyük hamlelerinden biri eğitim reformu oldu:
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile sistem tamamen yeniden kuruldu. 1923’te “yok denecek” seviyedeki sistem, 10–15 yıl içinde organize bir devlet projesine evrilince okul ve öğrenci sayılarında patlama yaşanıyordu.
1930 -1940: İlkokul sayısı 5.000’den 10.000’ine, İlkokul öğrenci sayısı 350.000’den 1.000.000’un üzerine, Ortaokul sayısı 80’den 200’ün üzerine, Lise sayısı 25’ den 70’in üzerine çıkmıştı. Yükseköğretim tek merkezli yapıdan çok fakülteli üniversite sistemine geçmiş, 1933 reformu sonrası ciddi akademik genişleme oluşmuştu. Bu başarı;
1) Eğitim tek elde toplanması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılması, Medrese–mektep ayrımı kaldırılması, Devletin, eğitimi merkezi ve zorunlu hale getirilmesiyle elde edildi.
2) Alfabe değişimi aslında sistemin en büyük zorluğunu ortadan kaldıran devrimdi. Harf Devrimi sonucu okuması, yazması zor, bir işaretle anlamı değişen Arap alfabesi yerini Latin alfabesine bıraktı. Okuma yazma öğrenme süresi dramatik şekilde düşerken okur yazarlık oranı arttı. Sadece çocuklar için değil yetişkinler için de eğitim kampanyaları başlatıldı.
3) Üniversite reformu (1933).Darülfünun kaldırıldı ve yerine modern üniversite sistemi kuruldu. Avrupa’dan (özellikle Almanya’dan) bilim insanları getirildi, Araştırmaya dayalı bilimin temeli atıldı.
4) Köye eğitim götürülmesi ise oyunun kuralını değiştiren hamle oldu. Köy Enstitülerinin açılmasıyla her birey kendine yeter düzeyde üretken hale getirildi. Buradan öğretmen yetiştirildi, sadece akademik amaca hizmet etmeyen KÖY ENSTİTÜLERİ Tarım, Teknik beceri ve Üretim kültürü ile “Köylüyü yerinde kalkındırma” modeliydi. Bu sistem olmasa, şehir dışına eğitim yayılmazdı. 1927’de yaklaşık nüfusun %10’u okur yazarken, 1940’da bu oran üçe katlanmış %25–30 bandına ulaşmıştı. Bu o yılların şartlarında hayali bile mümkün olmayan bir başarıydı. 1923’te hiçbir sistem yokken yeniden planlı, kontrol edilen verimli bir sistem kuruldu.
1950 sonrası tablo yön değiştiriyor, “ilerleme durmuyor” ama öncelikler ve yöntem değişiyor. Demokrat Partinin eğitim politikası daha yaygın ama daha esnek bir eksene kayıyor.
1) Köy Enstitüsü modelinin tasfiyesi ediliyor 1940’ların üretim-temelli, ideolojik ağırlığı olan model sistemden çıkarılıp yerine daha klasik öğretmen okulları kuruluyor. Bu köy odaklı kalkınma vizyonunu zayıflatırken sistemi daha “standart” hale getiriyor.
2) Din eğitimini geri getiriyorlar, 1930’larda belki en tepki çeken sıfırlanan dini eğitimini tekrar sisteme dahil ederek ülkenin muhafazakâr kesimine kulak veriliyor. İmam Hatip kursları İmam Hatip Okullarına dönüştürülüyor ve eğitim sistemi seküler tek hattan “toplum talebine uyumlu” hale getiriliyor.
3) Nicelik patlaması (ama kalite tartışmalı) 1950–1960 arasında İlkokul sayısı 10.000’den 20.000’e, öğrenci sayısı1 milyondan, 2 milyona yaklaşıyor. Ortaokul ve liselerde de ciddi artış olmasına rağmen Öğretmen açığı büyüyor, Eğitim kalitesi homojen yapısını kaybediyor. Hızlı büyüyen yapıyı kontrolu zor hale getiriyor.
4) Üniversiteler yayılmaya başlıyor, sadece İstanbul-Ankara merkezli yapı kırılıyor, Yeni üniversiteler açılıyor, özellikle 1950’lerin ikinci yarısında Ege Üniversitesinin kurulması üniversitelerin Anadolu’ya yayılmanın sembolü haline geliyor. Okuryazarlık 1950: ~%30, 1960: %40 civarına ulaşıyor. 1930–40 arası “devrimsel sıçrama”, 1950 sonrası “yaygınlaşarak büyüme” olarak tanımlanabilir. 1930’lar: devlet aklıyla radikal dönüşüm yıllarıyken, 1950’ler: toplum talebi ve pragmatizmle sistem ideolojik sertliğini kaybediyor, ama daha geniş kitlelere ulaşılıyor. Ne yazık ki bedeli standart düşüşü ve eğitimde eşitsizliklerin büyümesine yol açıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: