Konuk Yazar

Konuk Yazar

[email protected]

Endüstri 4.0 ve Sanayi Devrimi

05 Kasım 2021 - 09:45

Sevgili okuyucularımız bu hafta 'Konuk Yazar' köşemizde konuğu Bilişim Uzmanı ve yazar Ogan Özdoğan'ı ağırlıyoruz. Büyük Veri Denizi ve Endüstri 4.0 Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları kitaplarını kaleme alan yazar, günümüze ışık tutuyor...

Endüstri 4.0 ve Sanayi Devrimi
Sanayi kavramının ortaya çıkışından bu yana neredeyse 250 sene geçti. Bu zaman zarfında kaydedilen ilerleme insanın gerçekten başını döndürüyor. Konu gübümüzde el emeği yerine tamamen otomatize edilmiş süreçlere, bu süreçlere destek olan endüstriyel robotlar ve onları yöneten yapay zekâya kadar ilerledi. İnsan-makine ara yüzleri sayesinde kurulan iletişim, makinelerin öğrenim ivmeleri ile akıllı hale dönüşen fabrikalar ve mobil internet ile hızlandırılan küresel tedarik zinciri yeni teknolojilerin ana öğeleri haline geldi. Dördüncü sanayi devrimini bir adım daha öteye taşıdığımızda otonom araçların desteği, akıllı fabrikaların birbirlerine bağlanması ve tamamen uzaktan yönetilmesi ile "lights out manufacturing"  karanlık fabrikalar dönemine bir adım daha yaklaşacağız.

Tam bu noktada konuya ilgi duymakta olan herkesin aklına benzer sorular geliyor. Yeni iş modelleri nasıl olacak? Endüstri 4.0 bizi işimizden mi ediyor? Hangi iş kolları kaybolacak, hangi iş kolları ortaya çıkacak? Birbirine bağlı sistemlerin siber güvenliği nasıl sağlanacak? Sosyal ve kültürel açıdan toplumlarda ne gibi değişiklikler olacak? Bu yazıda hepsine yanıt vermeye çalışacağız.

Endüstri 4.0, siber-fiziksel sistemlerin kullanımı olarak nitelendirilen ve benim "siber devrim" olarak isim koyduğum bir sanayi devrimidir. Siber-fiziksel sistemlerden anladığımız, endüstriyel üretimde kullanılan ve herhangi bir endüstriyi etkileyebilecek makinelerin vb. tüm cihazların akıllanması, yani veri üretmesidir. Üçüncü sanayi devriminde fabrikalarda kullandığımız makineleri bilgisayar programları ile yönetebilir olduk ve aynı zamanda bu ürettiğimiz ham maddeleri; kurumsal kaynak planlama, ilişkisel veri tabanı yönetim sistemleri, tedarik zinciri yönetimi, müşteri ilişkileri yönetimi gibi teknolojik araçları kullanarak dijital olarak sakladık, pazarladık, planladık ve tükettik. İşte bu sebepten Endüstri 3.0'a dijital devrim de denmektedir.

Peki, bir fabrikanın Endüstri 4.0 olduğunu nasıl anlarız? Endüstri 2.0'da elektrikle seri üretim hattı hayatımıza girmişti. Dolayısıyla ilk etapta elektriğin kullanılması gerekiyor. Elektrik olmadan bir adım atamıyoruz. Peki sonra? Endüstri 3.0'da otomasyon ve bilişim sistemlerinin adapte edilmiş olması lazım, yani az önce verdiğim birkaç başlık teknolojiden bahsediyorum. Otomasyon sistemlerini tam entegre etmiş bir fabrikanın sonraki adımı nedir? Mevcutta kullandığı endüstriyel robotların veri üreterek akıllı hale gelmesi ve insanların bu akıllı makinelerle konuşmasıdır. Dahası da var, yapay zekâ, sensörler ve makine öğrenimi algoritmaları ile bir fabrikanın kendi kendini yönetebilir hale gelmesidir.

Endüstri 4.0'ın başlangıcından bu yana tam 7 yıl geçti. İlk olarak 2011'de ortaya atılan bu kavramı biz gündelik yaşantımızda henüz hissetmeye başlamadık ama ülke olarak hissetmeye başladığımızda da bazı şeyler için geç kalmamış olmamız lazım. Peki, ne yapmalıyız da bu yeni devrime hazır olmalıyız?

Cumhuriyetimizin ilk 15 senesine baktığımızda Endüstri 2.0 dönemine denk geldiğini görüyoruz. Hemen Cumhuriyetin ilanından önce, Henry Ford ilk T serisi otomobilini seri üretim hattında üretmişti. Mustafa Kemal Atatürk'ün ilk yaptığı reformlar arasında üretim fabrikaları kurmak olduğundan Türkiye o dönemde Endüstri 2.0'ı yakalayarak hem sosyal hem kültürel hem de sınai anlamda çok büyük sıçramalar göstermişti. 1970'li senelere gelindiği zaman ne yazık ki benzer atılımları yakalayamadık. Özellikle bilişim teknolojileri alanında küresel oyuncular çıkartamadık ve haliyle Endüstri 3.0'ı kaçırmış olduk. Hem şirket bazında hem de üretim bazında bu kavramın bir uygulayıcısı olamadık. Yine o dönemki GSYİH sıçramalarına baktığınız zaman ABD'nin, Japonya'nın, Almanya'nın ve diğer gelişmiş ülkelerin çok ciddi ilerlemeler kaydettiğini istatistiklere bakarak görmek mümkündür.

Türkiye ise çok uzun zamandır ekonomisini büyütmesine ve üretim hacmini arttırmasına rağmen bunu GSYİH tablosuna net olarak yansıtamadı (kişi başına düşen geliri incelediğimiz zaman uzun süredir 5.000 - 10.000 USD aralığındayız). TÜİK verilerine göre 2014 senesinde 15-64 yaş arası yüksek öğrenim görmüş yurttaşların yüzde 81,4'ü işgücüne katılırken bu oranın 2017'de sadece yüzde 1 oranında arttığını görüyoruz. Yüzde 1 oranındaki bu artışın her ne kadar kişi başına düşen milli geliri artırdığını düşünsem de verilere göre yeterli ivmeyi yakalayamıyoruz. Yine TÜİK verilerine göre ileri teknoloji üretimine ve araştırma geliştirme faaliyetlerine GSYİH'nın yüzde 0,97si kadarını ayırmaktayız.

Bir diğer önemli konu ise çok hızlı bir şekilde evrensel baz gelir olarak bildiğimiz (Universal Basic Income) kavram üzerine kafa yormaya başlamalıyız. Dünya'da şu an bu kavramı denemekte olan ülkeler arasında Kanada, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Norveç ve hatta Nijerya gibi ülkeler var. Bazı bölgelerde ve eyaletlerde deneme aşaması çoktan geçildi ve uygulamaya alındı bile. Peki, nedir bu evrensel baz gelir kavramı? 18 yaşına gelmiş her vatandaş için devletin sabit olarak her ay ödediği bir tutardan bahsediyoruz. Ortaya çıkmasındaki sebep teknolojinin, eğitim ve insan gelişim hızını yıkıp geçmiş olması ve işgücü olarak yetişemiyor olmamız. Bununla birlikte, ihtiyaç duyulan işgücüne ulaşılamadığı gibi süreçlerdeki endüstriyel robot ve ileri yazılım teknolojilerinin etkisi ile niteliksiz işgücünün ve/veya mavi yakalı olan çalışanların işlerini, yüzdesel olarak daha fazla kaybedecek olmalarıdır. Bu konunun bir sosyal probleme dönüşmesini engellemek adına böyle bir fon oluşturulması, kişinin çalışması ya da çalışmamasından bağımsız olarak her ay ödenmesi konuşuluyor.

Peki, Türkiye böylesine bir fonu nasıl oluşturabilir, nereden sübvanse ederek evrensel baz gelir kavramı ile tanışabilir? Burada öncelikle temel olarak Endüstri 4.0 kavramı içinde sayabileceğimiz alt bileşenler bazında eğitim, hukuk ve regülatör adımların atılmış, endüstrilerin talep ettiği işgücü oluşturulmaya başlanmış, sanayilerin ise ileri teknolojilerle donatılmış, daha fazla, çeşitli ve seri üretim yapan fabrikalara geçilmiş olması gerekiyor. Böyle olduğu durumda uygun işgücü, uygun teknoloji ve yatırımlarla daha fazla katma değer üretilmesi ve devletin daha fazla vergi toplaması anlamına geliyor. Dönüşüm süreci için oluşturulacak bir liste ile kontrol edilen fabrikaların uygunluğu saptanacak, bu teknolojiler ile kaybolan mavi-beyaz yakalı işçi miktarları tespit edilecek ve mevcut vergiler dışında belirlenen bir oranda baz gelir vergisi alınarak, tüm topluma paylaşılması sağlanacak. Muhtemeldir ki küresel baz gelir kavramı bir defa yürürlüğe girdiği zaman hep kalacak çünkü 2100 senesine geldiğimiz zaman bugün insanların yapabildiği her şeyi makinelerin ve yazılımların yapabileceği varsayılmakta. 2100 senesine geldiğimiz zaman sanat dalları dâhil her şey otomatize olursa işgücü diye bir şey kalacak mı? Bunu doğal olarak henüz bilemiyorum ancak gördüklerimden bu çıkarıma varabiliyorum.

Takip edebildiğim kadarıyla Endüstri 4.0'a geçiş sürecimiz ile ilgili çokça seminer, çalışma grubu, faaliyet, etkinlik vb. çalışma düzenlenmekte ve bütün bu çabaları son derece olumlu olarak görmekteyim. Şunu belirtmek isterim ki ne yazık ki henüz küresel gelişmelere uyumlu, üretim çeşitliliği ileri teknoloji alanında artmış ve kapasitesi yükselmiş bir döneme henüz giremedik. Bunun en temel sebepleri arasında Endüstri 2.5 ile 3.0 arasında bir yerden 4.0'a doğrudan sıçramaya çalışıyoruz ve arayı diğer ülkelerden hızlı kapatmaya gayret ediyoruz. Bunu birkaç sene içinde başarmamız haliyle mümkün değil, beklemek de doğru olmaz fakat doğru yardımlar, yönlendirmeler, sistemlerdeki değişimlerle geçiş sürecini kısaltmak mümkün.

Sizlere basit bir korelasyon önereceğim. Bir ülkede üretilen veri hacmi ve çeşitliliğine bakarak o ülkenin yenilikçilik hızını tahmin edebiliriz. Ne kadar çok veri, o kadar çok bilgi ve peşinden yenilikçilik getirmektedir. Türkiye'nin aynı zamanda daha fazla dijital veri madenine ve veri üretimine ihtiyacı bulunmaktadır. Bilgi, verinin işlenmiş halidir ve eğer bilgiyi ithal ediyorsak sınırlı bir veri setinden üretilmiş bilgiyi ithal ediyoruz demektir. Yani, ilgili alanda kendi verilerimizi üreterek anlamlandırabilirsek bilgi üretiminde daha kuvvetli bir hale gelebiliriz. Tabii, Endüstri 4.0 kavramında bugüne kadar alıştığımızdan daha hızlı veri üretiliyor olacak. Dolayısıyla büyük veri, bulut bilişim ve nesnelerin interneti gibi kavramlar üzerine de yatırımlar yaparak, dijital veri madenlerini arttırarak, üretilecek verilere ev sahipliği yapmamız lazım. Bütün dünyada üretilen verilerin sadece yüzde 1'inin analiz edilerek anlamlı bilgilere dönüştürüldüğünü biliyor muydunuz? Hep söyleriz, bilgi güçtür diye ama aslında veri güçtür. Güçlü bir veri üretim, tüketim, koruma ve saklama politikası ile daha önce hiç göremediğimiz, keşfedemediğimiz verilere ulaşabiliriz. Burada şunu ifade etmek istiyorum, Endüstri 4.0 kavramına çok genel bir kavram olarak yaklaşmak ve alt başlıklarını dikkatlice inceleyip her biri için farklı politikalar üretmek zorundayız. Süreç çoktan başladı ve eğer bu sanayi devrimini kaçırmak istemiyorsak planlı, sistemli ve çok çalışarak üretmeliyiz.

Endüstri 4.0 kavramına yönelik burada ifade ettiğim bilgilerin çok daha fazlasını "Endüstri 4.0: Dördüncü Sanayi Devrimi ve Endüstriyel Dönüşümün Anahtarları" isimli kitabımda kaleme aldım. Bu kitabımdan önceki "Büyük Veri Denizi" isimli kitabımda ise büyük verinin önemi ve veri yönetiminin yazılım teknolojilerindeki yerini anlatmaya çalıştım. Ben Türkiye'nin potansiyelinin Endüstri 4.0'da ciddi bir güç olarak dönüşeceğine ve genç nüfusa baktığımızda bu değişimi yönetmek için aslında her şeye sahip olduğumuza inanıyorum.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum