Demokrasi dedikleri idare sisteminde halkın çoğunluğunun oylarıyla iktidara gelen siyasi parti, ülkenin idaresini bütün kurumlarıyla yönetip, hükümet etme hakkını elde etmiş olur. Buna karşılık seçimlerde nispeten yenilmiş olan siyasi partilerde muhalefette kalarak, bir sonraki seçimde hükümet olabilmek için projeler geliştirip milletin önüne koyma gayreti içinde olurlar. Eğer proje geliştiremezlerse ya da projeleri veya ideolojileri milletin ekseriyeti tarafından kabul görmezse tekrar muhalefette kalmaya mahkum edilirler.
Bildiğimiz bütün demokratik ülkelerde durum bu iken, bizde sistem biraz daha farklı çalışır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1927 de yapılan ilk seçimlerde %25 katılımla ve Mustafa KEMAL’in bizzat seçtiği adayların oylanmasıyla gerçekleşen komedi sonrasında, 1931, 1935, 1939 ve 1943 yıllarında aynı usülle sözde seçimler yapılmış, CHP tek parti olarak katıldığı seçimlerle iktidarı elinde tutmuştur. Açık oy gizli tasnif yöntemiyle yapılan 1946 seçimleri tam bir garabet ve milletin aklıyla alay etmek olsa da, ilk defa muhalefetin ortaya çıkması açısından önemlidir. 1950 seçimleri ise millete rağmen siyaset yapmayı bir türlü terk edemeyen CHP’nin iktidar hasretinin başlangıcı olmuştur. Daha sonra bir iki koalisyon denemesi haricinde milletimizden iktidar izni alamamıştır. Buna rağmen CHP statükocu zihniyetten, ve millete rağmen siyaset yapmaktan asla vazgeçmemiştir.
Tek parti dönemini bir kenara bırakırsak, 1950, 1954 ve 1957 de yapılan seçimleri ezici bir çoğunlukla kazanan DP ve ADNAN MENDERES karşısında İsmet İNÖNÜ büyük hezimet yaşamış, bunun intikamını statükoyu devreye sokarak Türk ordusunu siyasete sokmak suretiyle askeri bir ihtilalle iktidarı yeniden ele geçirme yoluna gitmiştir. CHP’nin sonraki genel başkanlarıda aynı yolu izlemekten geri durmamıştır.
Bu güne gelirsek, şaibeli bir kurultayla Kemal KILIÇDAROĞLU’nu genel başkanlık koltuğundan indiren Özgür ÖZEL, seleflerinin izinden gitmeye, hatta çıtayı biraz daha yükselterek milletin oylarıyla seçilmiş olan cumhurbaşkanı ve diğer siyasileri tehdit ederek kendi kitlesini motive etmeye çalışmaktadır. Peki yüz yıldır devletin bütün kurumlarına çökmüş olan, Selanik dönmelerinin, sabetaycıların, pontus artıklarının ve bu milletin genetik kodlarıyla ilgisi olmayan soysuzların dilini kullanarak iktidar olmayı düşünmek siyaseten ne kadar doğru bir yöntemdir.
Belediye başkanı olduğu ilçenin en büyük meydanına Türk düşmanı bir papaz olan, Kıbrıs Türklerinin katili piskopos Makarios’un heykelini yaptıran, İngiliz elçisiyle gizlice buluşup yemek yiyen, İstanbul’a belediye başkanı seçildiğinde atamız Fatih sultan Mehmet Han’ın mezarını tekmeleyen, sahte diplomayla cumhurbaşkanı adayı olmaya çalışan, İstanbul halkının, dolayısıyla Türk milletinin milyarlarını çalmakla suçlanan, fuhuş, kumar ve binbir türlü rezilliği kendi yandaşları tarafından ortaya dökülen birini her hafta cezaevinde ziyaret edip talimat almak CHP genel başkanına yakışır bir davranış mıdır. İşin asıl ilginç olan tarafı, CHP’nin kirli tarihinin tarihi belgelerle bu kadar net şekilde ortaya döküldüğü bir dönemde CHP yönetiminin, Ekrem İMAMOĞLU’na destek mitingleri düzenlemesi ve bu mitinglere parti tabanının hala ilgi göstermesidir. Bu millet CHP’li de olsa, hırsıza, üç kâğıtçıya, vatan hainine sahip çıkacak kadar ahlak yoksunu olamaz. Hırsız olduğunu, bize ait olan milyarları çaldığını, özel uçaklarda kumar ve seks partileri düzenlediğini biliyoruz ama bizden olduğu için arkasında duruyoruz anlayışı sosyolojik bir travmadır.
Evet CHP zihniyetini, koca bir imparatorluğu yıkan jöntürklerin ve 1909 ile 1918 arasında iktidara gelip devletimizi tarumar eden İttihat ve terakkinin devamı olduğu için sevmiyoruz. 1923 ile 1950 arası bize dayatılan idarenin, dünyanın en sert diktatörlüğü olduğunda hiç şüphe yoktur. Milletin giydiği elbiseden başındaki şapkaya, kullandığı alfabeden konuştuğu dile, kullandığı takvime kadar müdahale eden, direnenleri idam sehpalarına gönderen, dini inançlarını ve ibadetlerini yapmalarına yasaklar getirip, hilafet makamı gibi, bütün Müslümanların ortak noktası olan bir kurumu lağveden bir iradeyi kabul etmemiz de zaten mümkün değildir. Fakat bu denli çirkin işlerde imzası bulunan CHP bile tarih boyunca hiç bu kadar kirlenmemişti. Bu milletin ne kadar düşmanı varsa hepsine sahip çıkan bir anlayış, eğer ona destek verenlerde aynı düşüncede değilse, yakın zamanda tarihin çöplüğünde yerini alacaktır.
Selam ve dua ile.
Yorumlar
Kalan Karakter: