Prof.Dr. Adnan Yüksel GÜRÜZ

Prof.Dr. Adnan Yüksel GÜRÜZ

FARKLI BAKIŞ
[email protected]

TÜRKİYE'DE KARANLIK DÖNEMLER

28 Mayıs 2021 - 10:30

Türkiye Cumhuriyeti, koca bir imparatorluktan sonra milyonlarca insanın kanı ve canı pahasına kurulmuş, vaz geçilemez bir kazanımdır. İmparatorluktan kalma unsurların kocaman bir coğrafyadan (Büyük Selçuklu İmparatorluğu 3,9 milyon km², Osmanlı İmparatorluğu 1,8 milyon km²), 780.000 km²’lik ana vatana sıkışması, savaş ganimetleri ve hükümranlık altındaki ülkelerden gelen vergiler ile beslenen hazineden kendine yeten, üreten bir ekonomiye geçilmesi ne yazık ki buna uyum sağlayamayan rahata alışmış ümmetten bir demokratik haklarla donatılmış bir millet yaratılması kolay olmamıştır. Kendini korumaktan aciz genç demokrasi iktidarda yozlaşmaya, rüşvete, kendine yontmaya tavassut eden kişilerin hedefi haline gelmiş, çoğunlukla işi gücü olmayanlar akıllarınca siyaset yaptıklarını söyleyerek bu çalışkan milletin ürettiklerini lüpletmek için iktidar oyunlarına kalkışmışlardır. Bu dönemlerde gemi azıya alanların hakkından anayasal hükümlerin kendilerine verdiği hakları kullanmak kisvesi ile askerler çeşitli müdahaleler yapmış, halktan da ciddi destek görmüşlerdir. Ben 1980 dönemini erişkin yaşta yaşayanlardan olarak her gün sokakta çatışmaları, bombalı pankartları, faili meçhulleri, parti başkanlarının uzlaşmaz tavırları bıkkınlıkla izlediğim için yapılanın doğru olduğuna o günün şartlarında inananlardanım. Ama her yönetim kendi canavarları ve yeni mağdurlarını yarattığına da bizzat şahit oldum. Çok üst düzey askeri yetkili ile dostluğum oldu, gerçekten harp sanatları konusunda önlerinde saygı ile eğilirim, ülkem risk altındaysa onların emrinde canımı vermeye hazırım ama ülke kışla gibi yönetilmeye başlandığında fikrim değişmeye başladı. Tam üniversiteye başladığım yılda ortam sakin, insanlar kuzu olmuştu meğerse mantıksız cezalar, infazlarla iş yaptıklarını sananlar yeni mağdurlar yaratmış, insanlar pusmuştu. Ülkede darbelerin çokluğu hak arama yeteneğimizi bastırdı. Her seferinde dış güçlerin himayesinde ülke yönetmeye kalkanlar buna direnen kişileri veya dış güçlerin güvenini kaybeden iktidarların yerine yenisini getirmek isteyenlerce tezgahlanan terör ve ekonomik kıskaçlarla yok edildi. Şöyle sürece baksak, tabii gerçekler ne yazık ki hiç açıklanmıyor olsa da bugün sosyal medya(yalan, yanlış, doğru bilgilerle) halkı galeyana getirme gücüne kavuştu. Geçmiş yıllarda (sosyal medya öncesi) güdümlü basın ne yazarsa, güdümlü radyo ne söylerse, fısıltı gazetesi ne yayarsa ona inanıyorduk. Bugün 27 Mayıs yine tarihimizin unutmak istediğimiz bir döneminin hatırlarını taşıyor.
Türkiye 1946 yılındaki demokratik seçimlerle çok partili hayata geçiş yapmış olmasına rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri iç güvenliğin tehdit altında olduğunu ileri sürerek sivil yönetime el koymuşlardır. Bu darbeler bazen emir komuta zinciri içinde (12 Eylül Darbesi gibi); bazen de emir komuta zinciri dışında sadece bir grup subay tarafından (27 Mayıs Darbesi gibi) planlanmış ve icra edilmiştir.TSK 1960 ve 1980 yıllarında iki kez yönetime el koymuş, 1971 ve 1997 yıllarında ise hükümeti istifaya zorlamıştır.
27 Mayıs 1960'ta yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşen ilk askerî darbede dönemin Genelkurmay Başkanı da dahil 200'den fazla general, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes tutuklanmıştır. 37 düşük rütbeli subayın planlayıp hayata geçirdiği bu darbe yukarıdan değil, aşağıdan organize edilmiş olsa da darbeyi yapan subaylar ve Emekli Orgeneral Cemal Gürsel’in oluşturduğu Millî Birlik Komitesi ülke yönetimini üstlenmiştir.
27 Mayıs 1960’tan, seçimlerin yapılarak normal yaşama geçildiği 15 Ekim 1961 yılına kadar geçen sürecunta yönetimi olarak hatırlanır. 9 Temmuz 1961'de kabul edilen anayasa değişikliği 1924 Anayasası'nı yürürlükten kaldırmıştır. Sürecin sonunda bu ülke bir başbakanı ve arkadaşlarını asmıştır. Bu sürede rahmetli anneciğim bana hamileymiş, Demokrat Parti eğilimleri nedeniyle adımı Adnan Yüksel olarak belirlemişler.
Zaman geçtiğinde geriye dönüp baktığımda 27 Mayıs hariç demokrasimizin sekteye uğradığı dönemleri gayet iyi hatırladığımı fark ettim. 12 Eylül 1980 Darbesi, 12 Mart 1971 (12 Mart Muhtırası), 27 Aralık 1979 (27 Aralık Muhtırası) gibi. Maksadı aşan tavırların sergilendiği28 Şubat 1997'deki Millî Güvenlik Kurulu kararı sonrasında yaşananlar, Türk Silahlı Kuvvetleri adına Genelkurmay Başkanlığı'nın27 Nisan 2007 tarihinde  internet aracılığıyla verdiği bu nedenle "e-muhtıra" olarak bilinen gelişmelerin intikamı, 15 Temmuz kalkışmasıyla bir terör örgütü olduğu netleşmiş FETÖüyelerinin sahte ve uydurma delillerle tarihimize soktuğu Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven, Balyoz Ergenekon davalarında binlerce insan mağdur edildi, intihar edenler ve hapiste ölenler bu karanlık sayfanın unutulmayan acı olayları olarak akıllara kazındı.
15-16 Temmuz 2016 tarihleri arasında Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kendilerini Yurtta Sulh Konseyi diye adlandıranlar kalkışmaya yeltendiler. Ordu ve millet dayanışması ile çok ciddisonuçlar doğurabilecek bu kanlı kalkışma 16 Temmuz sabahı104'ü darbe yanlısı, 300'den fazla kişi hayatını kaybetmesi, 1491 kişi yaralanması, farklı rütbelerden 8036 askerin gözaltına alınmasıyla bastırıldı. Yargı, emniyet, ordumensupları ile sivil halktanon binlerce kişi tutuklandı, kurumları ile ilişikleri kesildi, son 5 yıldır da FETÖ’nün gizli kalmış köklerini kazımak için devlet operasyonlarını sürdürüyor. Keşke zamanında bizim gibi vatan aşıklarının uyarıları ciddiye alınıp bunca can kaybolmadan önlem alabilseydik. Vatanperver bir Türk akademisyen ve bu kötü olaylardan mağdur edilmiş kıymetli bir akademisyenin kardeşi olarak yaşananlardan tüm sorumluların ders aldığına inanmak istiyorum.  Görüldüğü gibi halen aynı sorunlar tartışılmakta, yani onca darbe hiçbir sorunu çözmediği gibi vatandaşlar arasında ayrışmayı hızlandırdı. Medeni denilen dünyadaki ekonomik, sosyal alanlarda bize itibar kaybettirdiği gibi, birçok canı yitirdik, aileler parçalandı, birbirimize güvenimiz kalmadı. Umarım üzerinde çalışılan yeni anayasa gerçekten geniş mutabakatla hayata geçirilir. Herkesin diğerine saygılı olduğu, adaletin ve huzurun hüküm sürdüğü bir Türkiye Cumhuriyeti’nde mutlu mesut yaşamak hepimizin arzusu.
Güzel bir hafta sonu diliyorum.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum