İlhan KÜÇÜKDAĞ

İlhan KÜÇÜKDAĞ

[email protected]

DÜZENSİZ GÖÇ VE MECBURİ MİSAFİRPERVERLİK

13 Eylül 2021 - 09:04


       Tarihin her döneminde var olduğu kabul edilen, herhangi bir coğrafyayı yurt edinmiş insanların ekonomik, siyasi, dini ve sosyolojik sebeplerle bulunduğu yerden ayrılıp, memnun olmadığı yaşam şartlarının değişeceğine inanarak, başka bir yere gitmek istemesine göç etmek diyoruz. Kimi zaman ekonomik sebeplerle, daha iyi para kazanmak, daha müreffeh bir hayat sürmek ve çoluk çocuğuna daha güzel bir gelecek sunmak amacıyla gönüllü olarak yapıldığı gibi, çoğu zamanda mücbir sebeplerle göç hareketleri yaşanmıştır. 
       Mecburi göçlerin en büyük sebebi savaşlardır. Aileler arasında ortaya çıkan husumetten tutun, kabile ve kavimler arasındaki anlaşmazlıklar ve devletler arasında ki mücadeleler, geçmişte olduğu gibi bugün de en büyük göç sebebi olarak görünmektedir. Aslında hepimizin bir anlamda göçmen olduğunu düşünürsek, bugün yaşananları daha iyi anlamış oluruz. Zira köylü, kasabada yaşamayı, kasabada ki, şehre yerleşmeyi, şehirde yaşayan, büyük şehirde olmayı, büyükşehirde yaşayanlar da kafasını dinlemek için, sakin ve keşmekeşten uzak, köy ve kasabalara taşınmayı hayal eder. Konuyu çok fazla dağıtmadan ve maksattan uzaklaşmadan, asıl yazmak istediğim meseleyi sizlerle paylaşmaya çalışayım. 
       Daha öncesi olsa da, düzensiz göçün ülkemizi rahatsız edici boyuta ulaşması, 2011 yılında başlayan, Suriye iç savaşı ile zirveye ulaştı. Resmî rakamlara göre, 3.700.000 civarında Suriyeli göçmene, bunun yanında bu sayının yarısı kadar da dünyanın çeşitli ülkelerinden göç eden insanlara ev sahipliği yapıyoruz. Göçmenlerle ilgili veri tabanının çok sağlıklı olmadığı düşünülürse gerçek sayının çok daha fazla olduğunu söyleyebiliriz.  
       Ülkemiz bulunduğu coğrafya itibarıyla hem transit geçiş güzergahı olması bakımından, hem de, göç edilen ülkelerin ekonomik ve sosyal statüleri göz önüne alındığında hedef ülke durumundadır. Yani Avrupa’ya gitmeyi hayal ederek yola çıkan insanların geçiş noktası olması bir yana, düzensiz göçmenler için her açıdan bir cazibe merkezi durumundadır. Milletimizin, hem dini hassasiyetleri, hem de geleneksel misafirperverliği, kendisine sığınan ve mazlum durumunda olan insanlara kol kanat germek mecburiyetinde bırakıyor. Ancak mesele üniter yapımızı ve milli güvenliğimizi tehdit edecek boyutlara ulaştı. Özellikle Taliban’ın teslim aldığı Afganistan’dan kaçmak isteyenlerin, ilk düşündükleri şey, İran’ı geçerek Türkiye’ye ulaşmaktır. 300 000 civarında Afgan mültecinin aramızda olduğunu düşünürsek, bundan sonra yaşanabilecek bir göç dalgasıyla birlikte bu sayı çok daha yukarılara çıkacak ve tahmin edemeyeceğimiz büyüklükte tehlike potansiyeli meydana getirecektir. Zira Afganistan’dan göç edenler, Suriyeliler gibi ailesini ve çocuklarını savaştan kurtarmak için gelen insanlar gibi değil. Yaşları 20 ile 40 arasında, gayet sağlıklı ve yıllardır yaşadıkları savaşın psikolojisini üzerlerinde taşıyan insanlardan bahs ediyoruz. Yani hem içimizde ki terör odaklarının, hem de uluslararası terör örgütlerinin rahatça kullanabilecekleri pozisyonda bulunuyorlar. Peşinen suçlu etmiyorum ama böyle bir durumda karşılaşacağımız büyük tehlikeye dikkat çekmek istiyorum. 
        Milletimizin ekseriyeti tarafından başlangıçta hüsnükabul gören Suriyeli göçmenlerin, ülkemizde kalma sürelerinin uzaması halkımızda ciddi anlamda hoşnutsuzluk meydana getirmeye başlamıştır. Bunun üzerine gelmesi muhtemel büyük bir Afgan göçü, bu memnuniyetsizliğin artmasına, dolayısıyla devlete karşı bir tepkiye sebep olacaktır. 
        Afrika ülkelerinden, Mısır’dan, Suriye’den, İran ve Irak’tan gelen göçmenleri bünyesinde barındırıp, geleneksel Türk misafirperverliği ile karşılayan insanımızın yeni bir göç dalgasını kaldıracak durumu kalmamıştır. Devletimizin böyle bir tehlikenin varlığından haberdar olduğu muhakkaktır. Zira hem milletimizin selameti, hem devletin güvenliği hem de, ülkemiz için büyük önem taşıyan terör konusunda mücadelemizin sekteye uğramaması açısından konu büyük önem arzetmektedir. Zorda kalmış her insanı, özellikle de din kardeşlerimizi çaresiz bırakmamak bizim dini ve milli hassasiyetimizdir. Ancak konu hakikaten milletin boyunu aşmış ve devletimizin acilen müdahalesini gerektirecek boyuta ulaşmıştır. 
       Selam ve dua ile.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum