İlhan KÜÇÜKDAĞ

İlhan KÜÇÜKDAĞ

[email protected]

SAPLA SAMANI KARIŞTIRMAK

20 Ağustos 2021 - 12:11

     Türkiye’de tek parti yönetiminin bitiş yılı olan 1946’dan sonra, devleti temsil ettiğini iddia eden CHP ile milletin ekseriyetini temsil eden sağ siyaset, keskin çizgilerle ayrışmaya başladı. Cumhuriyetin elitlerini, yani kendilerini milletin üstünde gören kesimi temsil eden CHP, valiler, kaymakamlar, nahiye müdürleri ve hatta köy muhtarları vasıtasıyla, savaştan yeni çıkmış olan, sefalet içindeki milletimizin üzerinde korkunç bir baskı oluşturmuştu. Her türlü zulmün devlet eliyle yapıldığı tek parti döneminde idare sistemimiz her nasılsa demokrasi idi. Anadolu insanının demokrasiden haberi bile yoktu. Milletimiz, devleti ve kendisine dayatılan demokrasiyi, tarlasında ürettiği buğdayın, mısırın çoğuna el koyan, parası olmayanları mecburi hizmete tabi tutan, elinde, avucunda ne varsa vergi olarak tahsil eden bir sistem olarak tanıdı. 
         İlk ayrışma CHP’den ayrılan milletvekillerinin kurduğu serbest fırka ve sonrasında Adnan MENDERES ve arkadaşlarının DEMOKRAT PARTİ’si ile başladı. 1950 genel seçimlerinde TBMM’de bulunan sandalye sayısının %85’ini yani 416 milletvekili kazanarak CHP’yi sandığa gömen DP, milletin gösterdiği teveccühe paralel olarak, sosyal ve ekonomik açıdan canı boğazına gelmiş olan millete nefes olmayı başardı. Seçim yoluyla artık iktidar olmanın mümkün olmadığını gören CHP ve cumhuriyetin seçkinleri 27 Mayıs 1960 darbesini planlayarak, tarihimizin yüz karası olan idamlarla millete korku verip iktidarı yeniden ele geçirdiler. 
         1971’de ve 1980 ihtilalinde nispeten halk desteğini almış olan S. DEMİREL hükümetleri de yine CHP marifetiyle iktidardan uzaklaştırıldı. 28 Şubat post-modern darbesi de yine CHP’yi iktidara getirip, Türkiye’nin nimetlerine kolayca ulaşmanın yolunu açmak için yapıldı. CHP, AKPARTİ hükümetleri döneminde de dillerinden düşürmedikleri demokrasiyi ortadan kaldırmak için her türlü girişimin içerisindeydi. Kimi zaman askerleri, kimi zaman yüksek mahkemeler yoluyla yargıyı, 15 Temmuz da olduğu gibi kimi zamanda FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerini kullanarak, demokrasi karşıtı her türlü girişimin içinde yer aldı. 
         Şimdi yeni bir oyunun içindeyiz. Bugüne kadar uygulamaya koydukları sayısız entrika ile yıkamadıkları CUMHUR ittifakını, sivil bir darbeyle iktidardan uzaklaştırmanın hesabı içindeler. Bunu sağlamanın yolunu da AKPARTİ ve MHP’yi içeriden yıkmak olarak buldular. Her iki partiyi de, içine sokarak parlattıkları adamları vasıtasıyla bölerek devleti ele geçirme planı yapıyorlar. AKPARTİ’yi FETÖ bağlantılı Ali BABACAN ve Ahmet DAVUTOĞLU ile MHP’yi de yine FETÖ intisaplı Meral AKŞENER ile parçalama derdindeler. 
         Türkiye’deki Kürt nüfusun büyük ekseriyeti dini hassasiyetleri olan insanlardır. Bu insanlar, hem bölücü düşüncelere, hem de,  Marksist ve ateist bir örgüt olan PKK’ya karşı oldukları için, HDP’ye destek vermek istemiyor. Zaten CHP ve arkasındaki uluslararası güçlerin hedefi de, seküler Kürt oylarının HDP’ye kanalize olmasını sağlamak ve kendi ideolojileri doğrultusunda, İslam karşıtı bir blok meydana getirmektir. CHP’nin, hem kuruluş kodlarında hemde sonraki uygulamalarında var olan islam karşıtlığı, hiçbir kutsalı olmayan PKK’nın siyasi ayağı olan HDP ile ittifak yapmasını kolaylaştırıyor. 
          İçinde millet olmayan, millet ittifakının iki paydaşının nasıl bir araya geldiğini anlamış olsak da, omurgasını MHP’nin politikalarını beğenmeyip ayrılan ülkücülerin oluşturduğu, İYİPARTİ’nin bu ittifaka nasıl adapte olduğunu hala anlamakta güçlük çekiyoruz. Haydi Meral AKŞENER’i, Aytun ÇIRAY ve Ruhat MENGİ gibi isimleri bağlı oldukları mahfilleri analiz ederek anladık diyelim. Peki Koray AYDIN ve Yavuz AĞIRALİOĞLU gibi ülkücülerin bu ihanet sarmalının içinde olmasını nasıl okuyacağız. Anketlerde %10 civarında oy alacağı tahmin edilen İYİPARTİ’ye kimler oy verecektir. Ben şahsen Ocak terbiyesi almış, bir tek lokma dahi olsa Ülkü ocaklarının ekmeğini yemiş hiç kimsenin HDP ile doğrudan veya dolaylı ittifak yapan bir partiye oy vereceğine ihtimal vermiyorum. Geriye bir tek ihtimal kalıyor. AKPARTİ’ye daha önce oy veren, ancak 15 Temmuz sonrasında, FETÖ içinde yer aldığı için, devlet tarafından cezalandırılan insanların yakınları ve hala aramızda bulunan FETÖ mensuplarının algı siyasetine inanan kimseler İYİPARTİ’nin kadrolarını oluşturuyor. 
            Bu itibarla vatan ve millet derdi olan her kesimden insanlarımızı aklı selim üzere olmaya ve CUMHUR ittifakına kızdığı için, CHP-İYİPARTİ ve HDP ittifakına oy vereceğini söyleyenlere bir kez daha düşünmelerini tavsiye ediyorum. Zira “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” deyiminin tam karşılığı bu olsa gerek. Bir siyasi partinin yönetim politikalarını beğenmediğimiz için, vatan-millet düşmanlarıyla birlikte hareket edenlere destek vermek, bunlar gitsin de ne olursa olsun demek, akıl sahibi olanların yapacağı davranış değildir. 
           Vatansever olmak, ülkücü olmak, ve inandığı değerlere saygı duymak, her şeye rağmen devletiyle birlikte olmaktır. Karşı taraftaki ittifakın kimler olduğunu iyi analiz edersek, bizi temsil eden devletin kimler olduğunu da kolayca görürüz. 
           Selam ve dua ile.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum