İlhan KÜÇÜKDAĞ

İlhan KÜÇÜKDAĞ

[email protected]

NATO, GLADİO, DARBELER VE BİZ

27 Mayıs 2022 - 09:13 - Güncelleme: 27 Mayıs 2022 - 12:19


       Son günlerde Rusya’nın kendilerine tehdit oluşturduğunu düşünen İsveç ve Finlandiya NATO’ya girmek için başvuruda bulundular. NATO’nun kurucuları arasında bulunan Türkiye cumhuriyeti devleti herhangi bir oldubittiye meydan vermemek için böyle bir durumda her iki devletin üyelik başvurusunu veto edeceğini en yüksek perde ve en yüksek makamda dile getirdi. Sayın cumhurbaşkanımız, bütün gerekçelerini ortaya koyarak, böyle bir girişime evet demeyeceğimizi açıkça belirtti. 
         Her iki Baltık ülkesi de, başta PKK ve FETÖ olmak üzere, Türkiye’nin başını ağrıtan tüm terör örgütlerinin hamisi durumunda bulunuyor. Ülkelerinde güle oynaya yaşayan ve Türkiye tarafından kırmızı bültenle aranan teröristleri iade taleplerimizi geri çevirmesi yetmezmiş gibi, PKK/YPG’ye verdiği silah desteğinin yanısıra, her yıl milyonlarca EURO finansal destek sağladığı da bilinen bir gerçek. Üstelik aynı İsveç, PKK/PYD’ye  silah yardımı yaparken, Türkiye’ye ambargo uyguluyor. 
         Aslında batılı ülkelerin bize karşı tutumlarını gördüğümüzde, birkaç hristiyan hayranı budala hariç, millet olarak hiç şaşırmıyoruz. Zira, ilk Haçlı Seferi’nden bu yana batının ve dolayısıyla hristiyan aleminin, müslümanlara ve özellikle de Türklere asla dost olarak bakmadıklarını biliyoruz. Bin yıldır İslam orduları karşısında yaşadıkları hezimetin bütün intikamını, Türkiye cumhuriyeti devletinden almak amacındalar. Biraz aklımızı kullanabilirsek zaten hakikat gün gibi ortadadır. 1. Dünya savaşının çıkarılış sebebi olarak başka etkenler zikredilse de asıl sebep Osmanlı-Türk imparatorluğunu ortadan kaldırmaktı.
        Osmanlı yıkılıp yerine Türkiye cumhuriyeti kurulunca, hristiyan batı, ülkemizi kendi kontrolüne almak için elindeki bütün imkanları kullandı. Soğuk savaş döneminde kuzeyden gelebilecek SSCB tehdidine karşı adeta yalvararak girdiğimiz NATO, bu tarihten itibaren ülkemiz için ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı. 1960 askeri darbesinde NATO ve ABD’nin doğrudan dahli olup olmadığı çok tartışılsa da, darbenin ertesi gün ABD tarafından yapılan “NATO’nun çıkarları için askeri darbe yapanların yanındayız” açıklaması işin içinde CIA ve NATO’nun olduğunu ortaya koymaktadır. 
        Şimdi NATO-ABD ve AB ülkelerinin ülkemiz üzerinde oynadıkları oyunları ve bize karşı aldıkları tutumu birlikte değerlendirelim. 1955 yılından itibaren Türkiye de hızla örgütlenen NATO’nun gizli örgütü GLADİO, 6-7 Eylül olaylarını tertipleyerek Rum vatandaşlarımızın mallarını talan ettirip, onların ülkemizi terk etmelerine sebep oldu ve Yunanistan ile düzeltmeye başladığımız ilişkileri sekteye uğrattı. 
        1971 yılında Süleyman Demirel hükümetine askeri muhtıra verdirip, yerine Amerikan hayranı Nihat ERİM hükümetini getirerek haşhaş üretimini yasaklattı. 
        1974 Kıbrıs barış harekatında NATO ve doğal olarak ABD, Yunanistan’ın yanında yer alarak Türkiye’ye ambargo uyguladı. 
        1975 senesinde ASALA terör örgütü bizzat GLADİO tarafından kuruldu. 1985’e kadar devam eden yoğun saldırılarda 33 diplomatımız şehit edildi. 
        ASALA’nın çökertilmesinden sonra, kurulup hazır bekletilen kanlı terör örgütü PKK devreye sokularak Türkiye’nin, enerjisini bu mücadeleye harcaması sağlandı. Çekiç güç denilen ABD kumpası ile PKK’ya binlerce ton silah desteği sağlandı. 
        1977’de yine GLADİO tarafından başlatılan sağ- sol mücadelesinde binlerce gencimiz öldürüldü. Ülkemiz tam bir kaos ortamı yaşarken 1980 askeri darbesi yapıldı. Ve iliklerine kadar Amerika’nın kucağında olan Kenan EVREN ve ekibi başa getirildi. Anarşi ortamından bıkmış olan halkın bu yolla darbecilere destek vermesi sağlandı. 
        1990 yılında NATO’nun patronu ABD, Irak’ı işgal etti. Kitle imha silahı var yalanıyla işgale kılıf uydursa da asıl maksadın Kuzey Irak’ta kendisine bağlı bir uydu devlet kurmak olduğu, daha sonraki gelişmeler sonucunda ortaya çıktı. 2011 yılında bu kez aynı oyun Suriye üzerinde sahneye kondu. 10 milyon civarında insanın yerini yurdunu terketmesi ve bunun yarısının da Türkiye’ye gelmek zorunda kalması, ABD ve NATO politikalarının bir sonucuydu. 
      2008 senesinde GLADİO tarafından FETÖ eliyle balyoz ve Ergenekon operasyonları başlatıldı ve amerikancı olmayan subaylar ordudan uzaklaştırıldı. 2016 yılında yine GLADİO tarafından devletin kılcal damarlarına kadar nüfuz eden FETÖ terör örgütünün yaptığı darbe teşebbüsü ordumuz ve milletimizin cesaret ve basireti sayesinde atlatıldı. 
       2020’de Türkiye Doğu Akdeniz de milli çıkarlarını korumak adına bayrak gösterdi. Ancak bütün NATO üyeleri karşımıza dikildi. ABD sınırımızın Yunanistan tarafına askeri yığınak yaparak ülkemizi açıkça tehdit etti. 
       Peki ülkemizde darbeleri organize eden, yüzlerce siyasi cinayet işleyen, bilim adamlarımızı, komutanlarımızı öldüren, vatanımızı bölmek isteyen PKK terör örgütünü her anlamda finanse eden, NATO-ABD-AB üçgeninde hala duruyor olmamızın akla yatkın nasıl bir sebebi olabilir. Eğer Rusya veya başka bir askeri tehdit sebebiyle NATO’ya tahammül ediyorsak, şimdiye kadar bizim yanımızda yer aldıklarını hiç görmedik. Kaldı ki herhangi bir savaş durumunda bizim yanımızda yer alacaklarının hiçbir garantisi yoktur. Bizi NATO’dan çıkarmakla tehdit edenlere verilecek en güzel cevap, NATO ve ABD  üslerini kapatıp, ülkemizi terketmelerini sağlamaktır. Milletimiz her türlü şartta hiç kimseden yardım almadan vatanını savunmaya muktedirdir. Selam ve dua ile.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum