İlhan KÜÇÜKDAĞ

İlhan KÜÇÜKDAĞ

[email protected]

DÜŞMANIMIZIN KİM OLDUĞUNU İYİ BİLİYORUZ

08 Haziran 2021 - 08:34

       Gençlerimiz, geçmiş dönemlere çok fazla ilgi duymadıklarından bu yazımda onların da hatırlayacağı yakın zamanları anlatacağım. 
        Bilindiği üzere 15 Temmuz darbe girişimini toplumumuzun ekseriyeti bir milat olarak kabul etti. Artık o vahim hadisenin, ancak vahim olması yanında çok büyük hayırlara vesile olan 15 Temmuz sonrası hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına hepimiz inandık. Madem ki 15 Temmuzu milat kabul ediyoruz, o zaman meseleyi anlatmaya da o tarihten başlayayım. 
        Malum darbe girişimi sonrasında, demokrasiye sahip çıkmak adına, mangalda kül bırakmayan, ateşli nutuklar atıp, darbenin karşısında olduğunu söyleyenler birdenbire darbecilerle aynı çizgiye nasıl geldiler. Siyaseten, insan hakları ve özgürlükleri dilinden düşürmeyen CHP ve İP’in genel başkanları aniden tornistan ederek, darbecilerin yanında yer aldılar. Esasen daha önce ülkemizde yaşananları düşündüğümüzde her iki siyasi partinin genel başkanından da beklenen davranış buydu. Zira CHP genel başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU bir FETÖ kumpasıyla, Deniz BAYKAL’ın koltuğuna adeta Pensilvanya’dan ışınlanarak indirilmişti. İP genel başkanı Meral AKŞENER ise, FETÖ’nün darbe girişiminden çok önceleri 15 TEMMUZ’da Başbakan olacağını açıklayarak, terör örgütüne iltisaklı olduğunu tüm Türkiye’ye ilan etmişti. 
        Ülkemizde siyaset, M.Kemal ATATÜRK’ün hastalığı ile birlikte bütün kurumlarıyla dışarıdan ve özellikle de ABD’den dizayn edilmeye başladı. İsmet İNÖNÜ döneminde başlayan ABD yardımları beraberinde milli devlet olma hassasiyetimizin ortadan kalkmasına sebep oldu. Yavaş, yavaş devletimizin omurgasını oluşturan en önemli kurumlarımız ABD çıkarları doğrultusunda hareket eder hale geldi. Kuzeyimizde mevcut olan komünizm tehlikesi sebebiyle NATO denilen bir belaya musallat olan ülkemiz, özellikle ordumuzun milli olmaktan uzaklaşması ile karşı, karşıya kaldı. 
          1950’lerde iktidara gelen Adnan MENDERES’in, o zaman ki istihbarat teşkilatımız olan MİLLİ EMNİYET HİZMETLERİ (MAH) teşkilatının Ankara’da bulunan merkezinin CIA ile aynı binada olduğunu, memurların maaşlarını da CIA’nın ödediğini öğrenmesiyle yaşadığı şaşkınlık hatıralarında bire bir anlatılmaktadır. Bu hadise üzerine derhal MAH’ın başka bir adrese taşınmasını emreden MENDERES, o gece yarısı CIA başkanının Ankara’ya gelip kendisiyle görüşmesi sonucu ikna edilir ve bu konu bir daha açılmamak üzere kapatılır.  Bir devletin olmazsa olmazlarından biri olan istihbarat teşkilatının dost bile olsa (ki ABD tarihi boyunca hiç dostumuz olmamıştır.)başka bir devletin kontrolünde olmasının izah edilecek hiçbir tarafı yoktur. Yani CHP görünüşte sol bir parti olmasına rağmen, tarihinin hiçbir döneminde kapitalist batı emperyalizminin kontrolünden çıkmamıştır. MARSHALL yardımları ve 2. Dünya savaşından kalma çoğu hurda silah, araç ve gereçlerle o dönemde tek parti iktidarının gözünü boyamayı başarmıştır. Yani CHP ülkemizin hürriyet ve bağımsızlığını bu yardımlar karşılığında ve kuzeyimizde ki Sovyet Rusya tehdidine karşı ABD’nin kontrolüne terk etmiştir. 
        Aslında 1950 sonrasında ki sağ diyebileceğimiz iktidarlar döneminde de çok fazla bir şey değişmemiştir. ABD, Türkiye’de iktidarın kendi kontrolünden çıkmaya başladığına karar verdiğinde ya askeri bir darbe, ya hükümete verilen bir muhtıra, ya da ekonomik kıskaca alarak, ülkemiz siyasetini ABD ve NATO çıkarları doğrultusunda dizayn etmeye devam etmiştir. 
         15 Temmuza kadar devam eden 80 yıllık bu süreç, o gece, vatan millet sevdalısı olan askerlerimiz, polislerimiz ve ölümü göze alarak sokaklara dökülen AZİZ milletimiz tarafından sekteye uğratılmıştır. ABD Vietnam’dan sonra dolaylı olarak da olsa ilk defa yenilmiştir. Darbe teşebbüsünün olduğu tarihe kadar el altından silah ve para yardımında bulunduğu PKK ve PYD terör örgütlerine yardım ettiğini artık gizleme lüzumu bile duymamaktadır. Zira Türkiye ve onun başında bulunan iktidar ABD için açık düşmandır. 
         Peki yukarıda maharetlerini sıraladığım bu ABD’nin, yeni seçilen başkanının seçilmeden önce, “Türkiye’de Tayyip ERDOĞAN’ı devirmek için muhalefeti destekleyeceğiz”demesini nasıl anlamalıyız. 1999 Şubat’ında terörist başı Abdullah ÖCALAN’ı, Kenya havaalanında bize teslim eden, buna karşılık aynı yılın Mart ayında FETÖ elebaşını tedavi bahanesiyle ABD’ye götürenlerin, 15 Temmuz yenilgisini unuttuğunu mu düşünüyorsunuz. Asla. 
        ABD’nin Türkiye’de destekleyeceğiz dediği muhalefet kimdir. Başta Türkiye’deki statükonun koruyucusu durumunda olan, cumhuriyetin elitlerinin partisi CHP, FETÖ ile irtibatı ve iltisakı ayan, beyan ortada olan İP ve PKK’nın siyasi ayağı olan HDP ile, ülkemizin çıkarları söz konusu olduğunda, her defasında muhalefet eden, TÜSİAD, MİMARLAR ODASI, TABİPLER BİRLİĞİ gibi meslek örgütleri vs 
          Türkiye Cumhuriyeti devletinin milli hamlelerine tahammül edemeyen, başta ABD olmak üzere bütün emperyal güçler, ülkemize karşı topyekün ekonomik bir savaş başlatmıştır. Devletimiz bu savaşa karşı koymak zorundadır. Devlet, millet el ele vererek, bu savaşı da kazanmalıyız. Bu aziz vatanı bizlere yurt olarak bırakan şanlı ecdadımıza layık olmak, şehitlerimizin ve gazilerimizin kanlarıyla suladıkları bu toprakları M.Kemal ATATÜRK’ün dediği gibi, müstevlilere çiğnetmemek hepimizin boynunun borcudur. 
         Küçük hesaplar yaparak, ekonomik sıkıntılarımızı bahane ederek, devletimizin karşısında olanlarla saf tutmak en hafif tabiriyle gaflet, sonuçları itibariyle de ihanettir. 
          Selam ve dua ile.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum