İlhan KÜÇÜKDAĞ

İlhan KÜÇÜKDAĞ

[email protected]

DURUN KALABALIKLAR, BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK

16 Ekim 2021 - 13:53

Ekonomide işlerin iyi gitmediğini, milletimizin alım gücünün ve asgari yaşam şartlarının zorlaştığını kabul edersek, ülkemizin bu duruma gelmesinde etkili olan faktörleri de ortaya koymamız gerekir. Sadece hayat pahalılığından bahsetmek ve bütün siyasetini bunun üzerinden yapmak, gerçekçi bir yaklaşım değildir. 
      Yaklaşık iki yıldır bütün dünyayı etkisi altına alan, milyonlarca insanın hasta olmasına ve ölümüne yol açan salgın sürecinde bütün dünya ekonomileri ciddi sıkıntılar yaşadı. Hatta dünyanın en büyük ekonomileri bile büyük krizlerle karşı karşıya kaldı. Dünya milletlerinin bir çoğunu sömürge haline getirmiş olan ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinin dahi salgın sürecinde çaresiz kaldıklarına şahit olduk. Dünyanın geçiş noktası olan ülkemizde bu salgından ciddi manada etkilendi. Milyonlarca insanımız hastalanırken, binlerce insanımızı kaybettik. Hali hazırda salgın henüz kontrol edilemedi. 
       Ülkemiz buna rağmen küresel salgını en iyi yöneten ülkelerden biri oldu. Ekonomimizin kırılgan yapısına karşılık, devletimiz özellikle aşı tedariki ve uygulaması konusunda bütün dünyaya örnek olacak bir çalışma örneği gösterdi. Bunun da ötesinde çeşitli meslek gruplarına, çiftçiye ve iş ve gelir kaybına uğrayan diğer kesimlere verdiği maddi destekle de krizden asgari ölçüde etkilenmemizi sağladı. İçişleri, ulaştırma ve özellikle sağlık bakanlığının fedakar çalışanlarının gayretiyle salgının kontrolden çıkması önlenmiş oldu. 
        Fakat ülkemiz muhalefeti sağıyla, soluyla böylesine hayati bir meseleden bile siyasi rant elde etme gayretine girdiler. Ana muhalefet partisi CHP’nin genel başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU, SSK genel müdürü olduğu dönemde iflas eden sağlık sistemini unutup, hükümeti Çirkin bir şekilde eleştirmeye kalktı. Onun döneminde ilaç kuyruklarında, ameliyat sırası beklerken ölen insanlara şahit olduk. Sağlık sistemimiz AKP’nin iktidar olduğu dönemde iflastan, dünyanın en gelişmiş ülkelerinin vatandaşlarının tedavi olmak için ülkemizi tercih ettiği bir noktaya geldi. 
        İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığının terör örgütlerine karşı verdiği mücadele sonucunda PKK terör örgütü çok şükür bitme noktasına geldi. FETÖ ile mücadele ise kıyasıya devam ediyor. Buna karşılık sahada bitme noktasına gelen bölücü Kürt siyasetini canlı tutmak ve bu yolla siyasi rant devşirme gayretinde olan HDP kendilerine millet ittifakı diyen CHP ve İYİPARTİ ile diğer küçük ortaklarının desteğiyle TBMM’de ve siyasi hayatımızda arzı endam etmeye devam ediyor. 
       Bugüne kadar ABD ve AB ülkelerinin emrinden çıkmayan devlet adamlarına alışmış olan milletimiz, bugün aynı emperyalist ülkelere, haddinizi bilin biz sizin emir eriniz değiliz diyen devlet adamlarının olmasından memnun olsa da, bu dik duruşun sonuçlarını kabullenmek istemiyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin son on yılda karşı karşıya kaldığı bütün problemlerin temelinde Batılıların bu duruşu hazmedememiş olması yatıyor. Bugün Fransa ve ABD devlet Başkanlarının Türkiye’yi hedef almalarının asıl sebebi, kendilerine biat etmeyen devlet adamlarına sahip olmamızdır. 
       ABD ve AB, yüz yılı aşkın bir süredir bizi ellerindeki ekonomik ve siyasi argümanlarla kontrol etmeyi başarmışlardır. Batı dünyasının bizim dostumuz olma ihtimali yoktur. Zira şanlı ecdadımızın dört yüz yıl sırtında at sürdüğü Avrupa milletleri, geçmişin intikamını alma derdindedir. Bizimle doğrudan savaşmayı da göze alamadıkları için, içimizden devşirdikleri hainler vasıtasıyla, bizi kontrolde tutma gayretindedirler. Bizi bölmek ve daha kolay yutulur lokma haline getirmek için, yüz yıllardır beraber yaşadığımız insanlarla aramıza nifak sokarak, HDP denilen terör yuvası sözde partiyi finanse edip, PKK terör örgütüne doğrudan destek verenlerle, FETÖ denilen hain yapıyı başımıza bela edip, mütedeyyin insanlarımızı devletine düşman olacak hale getirenler hep aynı kaynaktan beslenmektedir. 
       Çirkin bir operasyonla CHP’nin başına getirilen Kemal KILIÇDAROĞLU ile MHP’yi ele geçirmeyi başaramayınca yeni parti kurdurup başına geçirdikleri Meral AKŞENER ve bunların yanında AKPARTİ’den ayrılıp parti kuran Ahmet DAVUTOĞLU ve Ali BABACAN da emperyalist batının bizi kontrol etme projelerinin yeni aktörleridir. İsmini yazdığım siyasilerin bugüne kadar devletimize düşmanlığında kimsenin şüphesi olmayan PKK ve FETÖ konusunda en küçük bir eleştiri dahi yapmamış olmaları aynı minval üzere hareket ettiklerinin açık bir kanıtı değil midir? 
       Peki her şey bu kadar açıkken milletimizin bir kısmının bu ortak yapıya destek vermesini nasıl okumalıyız. Haydi diyelim ki bir kısım insanımız FETÖ operasyonlarında zarar gören yakınlarından dolayı devleti idare edenlere tepki göstererek bu gayri-milli millet ittifakına destek oluyor. Açıktan vatan-millet düşmanı olan HDPKK ve FETÖ’nün CUMHUR ittifakını zorlayacak bir oy potansiyeli olmadığına göre, İYİPARTİ ve CHP’de bulunan gerçek vatanseverlerin böylesi bir oluşumun içinde bulunmasını nasıl izah edeceğiz. Emperyalist batı dünyası tarafından kıskaca alınıp, ekonomi üzerinden operasyon çekilen Türkiye Cumhuriyeti devletinin yanında olmamak, muhataplarının karşısında el pençe divan duran, korkak ve ürkek eski Türkiye özlemi değil midir. IMF ve Dünya Bankasının sadaka niyetine verdiği paralar sebebiyle batının kölesi olmak milletimizin misyonu ve şerefine yakışır bir durum mudur. Sadece ekonomik sebeplerle vatan hainleriyle birlikte hareket eden siyasi oluşumlara destek vermek, nasıl bir milliyetçilik ve vatanseverlik anlayışıdır. 
       Sonrasında keşke dememek ve hem millet nezdinde, hem de kendi vicdanınızda mahcubiyet yaşamamak için yol yakınken hakikati görmek gerekir. Hiçbir mazeret vatana ihanet edenlerle bir arada olmayı haklı göstermez. 
       Selam ve dua ile.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum