DEPREM GERÇEĞİ
İlhan KÜÇÜKDAĞ

İlhan KÜÇÜKDAĞ

[email protected]

DEPREM GERÇEĞİ

31 Ekim 2020 - 12:59


         Türkiye’mizin gündemi uzun zamandır çok dolu. Azerbaycan-Ermenistan savaşı, Kıbrıs seçimleri, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de yapılan sondajlar, Amerikan seçimlerinin sonucunun ne olacağı ve daha bir çok konu uzun zamandır zihnimizi meşgul ediyor. 
        Dün sizlerin okuması için yazdığım, Fransız Charlie HEBDO dergisinin alçak karikatürü ile ilgili yazımı kontrol edip göndermek üzereyken, bir anda zihnimizdeki bütün düşünceleri ortadan kaldırıp, asıl hakikat olan ölümle yüz yüze getiren deprem gerçeğini yaşadık. Bugün depremle ilgili yüzlerce yazı yayınlanacak, işin uzmanı olan kişilerle yapılan röportajları seyredeceksiniz. İşin teknik yönlerini tabii ki konunun uzmanı olan kimseler ayrıntıları ile anlatacaklardır. Ben konunun teknik tarafından ziyade bazı göreceli yönlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. 
        Malumunuz Türkiye’mizin özellikle batısında bulunan şehirlerimiz, 1960-2000 yılları arasında kırsal bölgelerimizden göç eden insanlarımızın, başımızı sokacak bir yuvamız olsun düşüncesiyle hazine ve orman arazileri üzerine, plansız, projesiz, denetimsiz yapılan gecekondu diye tabir edilen binalarla dolu. O yıllarda çoğu belediyenin siyasi hesaplarla müsaade ettiği bu çarpık yapılaşma öyle bir hale geldi ki zeminde yapılan tek kat bina yetmezmiş gibi, onun üzerine daha sonraki yıllarda yeni ilaveler yapılarak adeta kumdan şehirler inşa ettik. 
        Özellikle İstanbul, Bursa ve İzmir gibi büyük şehirlerimiz 1999 Gölcük depremine kadar Anadolu’dan aldığı plansız göçün kurbanı oldu. Bugün büyükşehirlerimizde bulunan bina stoğunun büyük kısmı maalesef bu dönemde yapılan gecekondulardan ibaret. Hazine arazisini talan ederek çevirdiğimiz arsanın üzerine kendi bildiğimiz gibi her kolona dört tane demir koyup, üzerine (eğer beton denirse) beton atarak oluşturduğumuz derme çatma yapıları ev yaptık zannettik. 
         Deprem yönetmeliği çıkarılmadan önce yapılan projeli binalarında çok farklı olduğu söylenemez. Bugün Alsancak, Hatay, Bornova gibi semtlerde bulunan bina stoğu ekseriyetle çok eskidir. Yani anlayacağınız İzmir, depreme dayanıklı bina konusunda beki de ülkemizin en sıkıntılı şehridir. 
         Şunun çok iyi anlaşılması gerekiyor ki ülkemiz yıkıcı depremlerin sıkça tekrarlandığı 1.derece deprem kuşağında bulunuyor. Bu gerçeği devamlı göz önünde bulundurarak şehirlerimizi buna göre yeniden inşa etmek zorundayız. Hiç vakit kaybetmeden depreme dayanıklı binalara dönüşümü hızlıca sağlamalıyız. Bunun için iktidarı, muhalefeti, sivil toplum kuruluşları ve konuyla ilgisi olan, olmayan herkes üzerine düşeni yapmak mecburiyetindedir.
         Meselenin başka bir boyutuna bakarsak, depremden sonra yaşananlar karşısında, aziz milletimizin asaletine, kadirşinaslığına bir kez daha hayran kaldık. Türkiye’nin her yerinden yapılan yardım tekliflerini görünce dünyada bu milletin bir benzerinin olmadığını bir kere daha anladık. İnanın depremde yitirdiğimiz canlarımıza üzüldüğümüz kadar, milletimizin asaletine ve paylaşma duygusuna da o kadar sevindik. İstanbuldan, Bursa’dan, Afyon’dan hatta
 Mardin’den ve Erzurum’dan arayıp depremde zarar gören insanları misafir etmeyi teklif eden insanlarımızın güzelliğine şahit olduk. 
       Deprem dolayısıyla enkaz altında kalarak hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyor, yaralı kurtulan kardeşlerimize acil şifalar temenni ediyoruz. Tüm İzmir’e ve bütün Türkiye’mize geçmiş olsun. Allah milletimizin tamamını böyle felaketlerden muhafaza etsin. Selam ve dua ile.

YORUMLAR

  • 0 Yorum