Dilimin Ucunda
Reklam
Berrin Şermet Doğan

Berrin Şermet Doğan

berrinsermet@gmail.com

Dilimin Ucunda

17 Temmuz 2020 - 08:49

“Anıtlar kaybedilene cevaptır” (Freud).

Kısa süreli hafıza ve bilinçaltı… İnsanın içindeki zıtlıktan fazlaca bilinçüstücülükten muzdariplerin hikâyesidir sürrealizm. Freud’a saygılarımla.  

Tarihte bazen öyle şeyler olur ki o güne kadar bildiğimiz her şeyi değiştirir, Sürrealizm gibi…
1920’lerde Dadaizm’in erken dönemlerine kadar uzanır kökeni sürrealizmin. Dadaist sanatçılar gündelik yaşamlarından ve savaşlardan, savaşın kendi olgusundan iğrenir hale geldiler ve Avrupa Kültürü’nün artık sadece sanat dışı hatta daha da ileri giderek anti – sanat diye niteledikleri işler üretir olduğunu düşündüler. Hiçbir anlam ifade etmiyordu bu kültür artık. Rutinler, kavgalar, savaşlarla, yani geleneklerle meşgul edilen insanlar, sanata dair işe yarar ne varsa neredeyse geri çağrılamayacak kadar derinlere gömmeye mecbur edilmişti. Bu düşünce geleneksel sanata ve onu temsil eden her şeye karşıydı.  Bir tarihçi Dadaizm’in nefret edilenlerden doğduğunu söylemişti. Şiddet yüklüydü, ömrü kısa sürse de hayattayken çok daha artistik, daha az şiddet içeren ve geniş alana yayılan bir hareketin tohumlarını ekmişti bile: Sürrealizm. Burada Sürrealizm’in öncülerine soncularına değinmeye gerek görmeden devam etmeyi uygun görüyor yazar. Sürrealizm, mutlak gerçekliğe bilinç üstü ve bilinçaltının mükemmel birleşimi ile ulaşılabileceğini söyledi.  Kendini, estetik, moral, sebep – sonuç ilişkilerinden yoksun düşünce biçimi olarak tanımladı. Buna “Pure Psychic Automatism” adını verdi. Sanatta daha önce dünyanın hiçbir yerinde kullanılmamış tekniklere yer verdi.
Sürrealizm yazında da tüm kuralları yoksaydı, düşünmeden, tasarlamadan yazmayı öngördü, şiirde ölçüyü uyağı reddetti, noktalama işaretlerini sildi. İnsan ikiyüzlülükten ancak gülerek kurtulacak dedi ve mizaha espriye önem verdi.
 Sürrealistlere göre bir sürrealist, gerçek bir sanatsal yeteneğe sahip olmadan aklında doğan düşüncelerce konuşan ve yaratan insandı. Sanat aslında bilinçaltında üretilirdi. Bu yüzden çoğu sürrealist psikolojiden ve fantastik görsel tekniklerden yararlanarak rüyaları, duyguları ve anıları konu aldı. Öyle ki zaman zaman sıfırdan duygular, hatıralar ve rüyalar yaratmak istediler; hipnozu ve uyuşturucuları kullandılar. Gördükleri, hissettikleri ve hatırladıkları gerçek dünyada asla var olmayandı. Bunlar “Saf Sanat” olarak nitelendirildi. Anılar, rüyalar, bilinçaltı, bilinç üstü, hipnoz… Freud. Şüphesiz sürrealizm onsuz ve doğal olarak psikanalizsiz eksik kalırdı, ziyadesiyle eksik. Psikanalizin ilk yıllarında Freud’un kuramlarının odak noktası bilinçaltı oldu ve Sürrealizm göbeğinden bağlandı bu kuramlara. Bu öğenin klinik olarak mevcudiyeti için rüya, hipnoz, günlük unutkanlıklar ( Dadaizmin kültürdeki iğrentisi), dil sürçmeleri gibi olayları ayrıntılarıyla analiz ederek tezini savundu Freud. Bugün neredeyse hiçbir ekol tarafından bilinçaltının var olup olmadığı tartışılmaz bile. 1920’lerden başlayarak bu kavram, yavaş yavaş, zihin fonksiyonlarının önemli bir öğesi konumuna geldi ve kabullenildi. Okullardan hatırladığımız bu bilinçaltı denen kavramın ne menem bir şey olduğudur. Oysa oradan geri çağırmakta zorlandığımız çoğu zaman da başarısız olduğumuz, unutmaya mahkûm edildiğimiz anılarımız, bilgilerimiz ve o güzide rüyalarımız sadece istenmeyen, arzu edilmeyen kötü artıklar değildi. İnsan bundan ibaret değildi. Sürrealizm bunu “hatırlattı”. Ne kadar dışa dönüksek o kadar kendime dönüğüz. Ne kadar cömertsek bir o kadar benciliz. Sevdiğimiz kadar nefret ediyoruz. Verirken alıyoruz, okşarken de vuruyoruz. İsteklerimiz istemediklerime denk.
Sürrealizm, Freud’un “ Bir rüya yorumlanmaz, o açılmamış bir mektuptur” sözünü düstur edindi kendine. Anılar, üzerinden zaman geçtikçe rüyalaşır. Nesnesinden mekânından uzaklaşarak duygusunu bırakır geride. Kaçtığın, tekrar tekrar yaşamak istediğin, hafızandan silemediğin, çok da uğraşmadığın kayıtsız kaldığın, neşeli, acı dolu, mutlu, öfkeli, bol nefretli rüyalar kalır geride.
 
 
ÖZGÜR BİRLİK

Orman ateşi saçlı karım
Isı şimşeği düşünceli
Kaplan ağzında susamuru bel’li karım
En iri yıldızlar demeti ağızlı kokart ağızlı karım
Ak toprak üzerinde ak sıçan izi dişli karım
Amber dilli perdahlanmış cam dilli
Kesilmiş kurban dilli karım
Gözlerini açıp kapayan bebek dilli
İnanılmaz taş dilli karım
Çocuk el yazısı elif kirpikli karım
Kırlangıç yuvası kenarı kaşlı
Kış bahçesi tavanı şakaklı arduaz şakaklı karım
Cam buğusu şakaklı
Şampanya omuzlu karım
Buz altında kalmış yunus başlı çeşme omuzlu karım
Kibrit bilekli
Rastlantı parmaklı kupa beyi parmaklı karım
Kesilmiş saman parmaklı
Zerdeva koltuklu karım
Saint-Jean gecesi ve kurtbağrı koltukaltlı karım
Denizköpüğü ve bölme kollu karım
Değirmen ve buğday karışımı kollu
Füze bacaklı karım
Umutsuzluk ve saat makinesi devinimli karım
Mürver ağacı iliği baldırlı
Baş harf ayaklı karım
Anahtar demeti ayaklı su içen gemi işçisi ayaklı karım
İncili arpa boyunlu karım
Val d ’or boğazı boyunlu
 
Sel yatağının ta içinde sözleşmek boyunlu karım
Gece göğüslü
Deniz tepeciği göğüslü
Yakut potası göğüslü karım
Çiğ altında gül görüntüsü göğüslü
Günlerin açılan yelpazesi karınlı karım
Dev pençe karınlı
Dikey uçan kuş sırtlı karım
Cıva sırtlı
Işık sırtlı karım
Yuvalanmış dövülmüş taş ve ıslanmış tebeşir enseli
Ve biraz önce içilen bir bardağın düşüşü enseli karım
Tekne kalçalı
Avize ve ok tüyü kalçalı karım
Ak tavuskuşu tüyü sapı kalçalı
Duyulmaz dengeli
Kumtaşı ve amyant kabaetli karım
Kuğu sırtı kaba etli
Bahar kaba etli karım
Glayöl kasıklı
Altın damarı ornitorenk kasıklı karım
Yıllanmış bonbon ve yosun kasıklı karım
Ayna kasıklı
Islak gözlü karım
Menekşe zırh takımı ve mıknatıslı iğne karım
Uçsuz bucaksız çayır gözlü
Hapishanede içilecek su gözlü
Hep balta altında kalan odun gözlü
Su düzeyi gözlü hava toprak ve ateş düzeyli gölü karım   
 ANDRE BRETON – Sürrealist
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum