CAMILLE'den…
Berrin Şermet Doğan

Berrin Şermet Doğan

[email protected]

     CAMILLE'den…

21 Ağustos 2020 - 09:20

                                                                                           Sert hem de çok. Ayaklarım, bacaklarım, karnım, yüzüm çizik içinde. Morardı her yerim. Yine de bastırıyorum yüzümü, vücudumu iyiden iyiye. Tenim etim, sırtımdan kemiklerimin arasından süzülüyor.  Saçlarım bile ağır, saçlarım bile beni çekiyor derinlere. Yüzümü saklamak değil de artık göremediğim ışığın yokluğu gözlerimi yakıyor. Nefesimin sıcağını duyamıyorum kolumda, nefesim içimde soğumuş. Bir zamanların neden sorusu uçup gitmiş, düşerken. Neydi diyorum şimdi; neydi tenimi zifiri eden? Hatırlamıyorum. Neyse ki sonrası yok, daha derin değil. Ama burası çok soğuk, çok üşüyorum. O yükseğinde senin, ne kadar sıcaktı hava, bunu hatırlıyorum işte. Sen nefes verirdin, ben buğusunda ısınırdım. Sıcak yaz günlerindeydim. Sonra eserdin dağıtırdın nemimi, su serperdin senin yaktığın yüreğime. Tam ferahladım derken sen siyaha dönerdin, dolu yağdırırdın üstüme. Ben yaratırdım senden öğrendiklerime içimdeki seni katarak, sen kırar döker yok ederdin. Seninle çoğalamazdım, meyvelerimi bir bir koparırdın olmadan. Suyunu esirgerdin benden dudaklarım, çamurum, ellerim kururdu susuzluktan. Vazgeçtim sonunda senden, sanatından; kendi ellerimle yıktım, kırdım, toza boğdum elinin eremediği sanatımı da ve gittim. Geldin peşimden bırakmadın nefesimi, darlığımı açayım. Bir kez daha aldın beni karşına, başladın oymaya, kırmaya, şekil vermeye. Çıplaklığımdan esinlenerek beni yaratırken taştan, beğenmedin beni, aşağı ittin, gömmedin. Benden yarattığın başka başka taşlar gibi ben de birkaç bene bölündüm zamanla. Benlerden biri seni tanıdı, acıdı ve acıttı seni de. Bir diğeri o genç kızdı, yaz gelmeden hemen önceki. Diğer benleri, ben bile tanıyamadım. Sonrasını hatırlamıyorum. Sana ne oldu, ben nereye gittim. Benim hüzünlü benlerim tuttular kollarımdan, beni çıkardığın yükseğinden daha yüksek bir dağa çıkardılar usul usul, uzun uzun. Öptüler okşadılar beni, çıkardılar üstümde ne varsa. Senin ilhamın bendim yine çırılçıplak. Çok karanlıktı artık ne yıldız vardı ne ay, ne arkamdan ne de önümden göz kırpan bir ışık. Onlar da, benlerim de gitti. Bir adım diyordu içimden gelen. Son bir adım daha yüzleşmeye. Son bir adım ve düşüş. Önce havalandım, hafifledim, alçaldım sonra gitgide ağırlaşarak. Taşıyamıyordum kendimi, kendim. Kapaklandım, yüzümü sakladım taşa. Hatırlıyorum; bu koca siyah taş, vücuduma çöken gece, kalbime ve etime. Kalbimin acısı etimin acısıyla bir oldu. Sert, çok sert, gözyaşlarımı almıyor içine, yaşımda boğuluyorum. Soğumaya başladım, kanım aktığı anda kristalleşiyor, üşüyorum. Taş işliyor bana, elimden bir şey gelmiyor. Bırakıyorum kendimi, izin veriyorum beni almasına, şekil vermesine, kendine katmasına. Rodin’in sesini duyuyorum, benden sonraki yüzsüz heykellerini görüyorum. Gülümsüyorlar bana, Rodin’in elleri gezinirken vücudumda emrediyorlar  bana “ACI!!, ACI!!, ACI!!” diye. Acımıyor şimdi ne etim ne içim…

YORUMLAR

  • 0 Yorum